Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Kasım 2009) > Dosya > Normalleşme sürecinde Ermenistan
Dosya
Normalleşme sürecinde Ermenistan
Fatih Özbay
TÜRKİYE-Ermenistan ilişkilerinde “futbol diplomasisi” ile başlayan, 22 Nisan’da açıklanan “Yol Haritası” ve 10 Ekim’de İsviçre’de imzalanan protokollerle devam eden normalleşme sürecinde, her iki ülkede de sertlik taraftarları ile ılımlılar birbirleriyle çatışıyor. Şimdiye kadar Ermenistan’da normalleşmenin önündeki en ciddi engel, Erivan yönetimine baskı yapan milliyetçi çevrelerdi. Ermenistan Parlamentosu 23 Ağustos 1991’de kabul ettiği Bağımsızlık Bildirisi’nin 11. maddesinde “Ermenistan Cumhuriyeti, 1915’te Osmanlı Türkiyesi ve Batı Ermenistan’da işlenen soykırımın uluslararası alanda kabul edilmesi için sürdürülecek çabaları destekleyecektir” deniyordu. Her ne kadar bu ibare 5 Haziran 1995’te kabul edilen Ermenistan Anayasası’nda yer almasa da, anayasanın giriş bölümünde geçen “Ermenistan Bağımsızlık Bildirgesi’nde yer alan ulusal arzularını tanıyarak” ifadesi, Türkiye tarafından uzun vadede tazminat ve toprak taleplerinin gündeme geleceği şeklinde yorumlandı. Türkiye topraklarında bulunan Ağrı Dağı devlet arması olarak kabul edildi. Daha da önemlisi, Ermenistan Parlamentosu Şubat 1991’de Türkiye-Ermenistan sınırını düzenleyen 1921 tarihli Kars Antlaşması’nı tanımadığını açıkladı. Bütün bunlar ister istemez ilişkilere olumsuz yansıdı.
Ermenistan yönetiminin politika değişikliğinin arka planında ise siyasi ortamın karışıklığı, ekonomide yaşanan zorluklar, göçler ve gittikçe artan işsizlik oranı gibi unsurlar var. Batıdan Türkiye, doğudan da Azerbaycan tarafından ambargo uygulanan, Ağustos 2008’de yaşanan Rus-Gürcü Savaşı’ndan dolayı Gürcistan bağlantısı sıkıntıya giren, nükleer dosya etrafında süren tartışmalardan dolayı İran bağlantısı da güven vermeyen Ermenistan açısından Türkiye ile sınırların açılması artık hayati bir önem arz ediyor.
Ermenistan, Güney Kafkasya’nın Gürcistan ve Azerbaycan ile birlikte önemli ülkelerinden birisi. Yaklaşık 3,5 milyon olan nüfusun %90’ını Ermeniler oluşturuyor; geri kalan ise Azeri, Rus, Kürt ve diğer milletlerden müteşekkil. Azerbaycan topraklarının %20’sini işgal altında tutan Ermenistan, ekonomik olarak Gürcistan ve Azerbaycan’ın oldukça gerisinde. Petrol ve doğalgaz gibi zengin enerji kaynaklarına sahip değil. Gerçekleştirilen veya planlanan bütün enerji nakil ve ulaşım hatları Ermenistan’ı dışarıda bırakıyor. Ermenistan’ın içinde bulunduğu durumdan dolayı ülkeye yabancı yatırımcı gelmiyor.
Rusya, İran ile birlikte Ermenistan’ın en önemli ticari ortaklarından. Ermenistan’ın Rusya’ya olan borçlarından dolayı ülkedeki birçok işletme ve fabrika özelleştirilerek Rus sermayesine devredildi. Ancak bu tesislerin birçoğu atıl durumda. Ekonomideki kötü durumdan dolayı birçok Ermeni vatandaşı iş bulma amacıyla başka ülkelere göç ediyor. Göçmenlerin ilk hedefi ise Rusya. Ancak Rus kamuoyunda artan tepkiler nedeniyle, kaçak göçmenlerle mücadele konusunda Moskova’nın sert tedbirler almaya başlamasından Ermeni göçmenler de etkileniyor.
Ermenistan en rasyonel çözüm olarak dış dünyaya Türkiye üzerinden bir pencere açmak istiyor ve bunu yaparken ulusal bir mesele haline gelen Dağlık Karabağ’ı sürecin dışında tutmaya çalışıyor. Türkiye ile ilişkilerin gelişmesi Ermenistan’a birçok ekonomik ve politik avantaj sağlayacak. Ermenistan Parlamentosu Ekonomik Sorunlar Komisyonu Başkanı Vardan Ayvazyan’a göre, eğer Türkiye ile sınırlar açılırsa iki ülke arasındaki ticaret hacmi 1 milyar dolara ulaşabilir. Eski başbakanlardan Hrant Bagratyan, ekonomik ilişkilerin normalleşmesiyle Ermeni sanayisi için yeni imkanların açılacağını belirtiyor. Daha fazla izolasyon Erivan açısından artık katlanılabilecek bir durum değil. Nitekim Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan bir süre önce Moskova’ya gerçekleştirdiği ziyarette Türkiye ile başlayan yeni dönem dolayısıyla kendisine yöneltilen eleştirilere “Ne yapalım? Hava ile mi beslenelim?” şeklinde oldukça manidar bir cevap vermişti.
 
Ermenistan Kamuoyu İkiye Bölündü
Türkiye ile yaşanan normalleşme süreci Ermenistan kamuoyunu kelimenin tam anlamıyla kutuplaştırmış ve ikiye bölmüş durumda. Aşırı milliyetçi Ermenistan Devrimci Federasyonu Taşnaksutyun, Sosyal Demokrat Hınçak Partisi, Miras Partisi, parlamento dışında bulunan ve ilk cumhurbaşkanı Levon Ter-Petrosyan’ın kontrolündeki Ermeni Milli Kongresi, Dağlık Karabağlı Ermeniler ve parlamento dışında bulunan yirmiye yakın siyasi parti normalleşme sürecine kesinlikle karşılar. Taşnaksutyun, protokollere tepki olarak koalisyondan çekildi, açlık grevi ile tehdit etti; gerek ülke içinde gerekse etkili olduğu diasporada protesto mitingleri organize etti. Parlamento dışı siyasi partiler Cumhurbaşkanı Sarkisyan’ın görüşme taleplerine olumsuz cevaplar verdiler. Ermeni Milli Kongresi, Ermenistan’ın Türkiye’nin şartlarını kabul ettiğini ve Türkiye tarafından yapılan eklemelerle normalleşme sürecinin anlamsız hale geldiğini ileri sürerek protokollere karşı çıkıyor. Normalleşme süreciyle Ermenistan’ın soykırım ve Dağlık Karabağ konularında geri adım attığını, Türkiye’ye tavizler verildiğini belirten milliyetçi-muhafazakâr çevreler de tepkililer. Dağlık Karabağ idaresi ve Ermenistan’da yaşayan Karabağlı Ermeniler, sürece Dağlık Karabağ konusunun eklenmesinden oldukça rahatsızlar; Azerbaycan ile şekli nasıl olursa olsun bir organik bağa karşılar ve tek çözümün bağımsızlıklarının tanınmasından geçtiğini savunuyorlar. 
Anketler de Ermeni toplumundaki bölünmeyi ortaya koyuyor. Örneğin Ermenistan Sosyoloji Derneği’nin 21-25 Eylül 2009 tarihleri arasında bin kişi ile yaptığı kamuoyu yoklaması sonuçlarına göre, toplumun %32,2’si süreci destekliyor, %52,4’ü sürece karşı, %15’i ise henüz kararsız. Ancak muhalefetin organize ettiği protesto mitinglerinin, tepki gösterenlerin sesleri gür çıksa da, kitlesel olmadığını ve en iyimser tahminle 30-40 bin kişinin katıldığını belirtmek gerekiyor. Bu da sessiz bir topluluğun aslında süreci dikkatle ama umutla takip ettiğini gösteriyor. Diplomatik ilişkinin kurulması ve sınırın açılmasıyla birlikte ticaretin canlanacağını, iki toplumun birbirini daha iyi tanıyacağını, kültürel ilişkilerin artacağını düşünen ciddi oranda bir kesim var Ermenistan’da.   
İktidardaki Ermenistan Cumhuriyet Partisi ve koalisyon ortakları olan Hukuk Ülkesi ile Gelişen Ermenistan partileri normalleşme sürecinin devamından yanalar. Cumhurbaşkanı Sarkisyan, Ermenistan Cumhuriyet Partisi’nin gençlik kollarındaki konuşmasında, “Hiçbir şey yapmadan durmak, bir sorunun çözümü ve başarı için inisiyatif almaktan kolaydır” dedi. Partinin basın sekreteri Eduard Şarmazanov da imzalanan protokollerin Ermenistan diplomasisinin bir başarısı olduğunu belirtti. Ona göre, hem Türkiye hem de uluslararası toplum Ermenistan’ın şartlarını kabul etti. Ermenistan Ulusal Kilisesi Yüksek Ruhani Konseyi, Ermenistan Bilimler Akademisi ve Ermenistan Güvenlik Konseyi de normalleşme sürecini ve protokolleri destekliyor. Ermenistan Kilisesi, “soykırım”ın tartışmasız bir gerçek olduğuna inanmakla ve Dağlık Karabağ halkının bağımsızlık taleplerini desteklemekle birlikte Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesini istiyor.
Kısacası aynen Türkiye’de olduğu gibi Ermenistan’da da normalleşme süreci konusunda kafalar karışık. Bunu da normal karşılamak gerekiyor; çünkü ilk defa Kafkasya’da statüko, Türkiye-Ermenistan ilişkileri özelinde sorunun taraflarınca yıkılmak isteniyor. Alışılmadık bu durum hem içeride hem de dışarıda dirençle karşılaşıyor. Bunun kolay olacağını zaten hiç kimse düşünmüyordu; en başta da süreci başlatan ve sürdürenler. Ancak süreç artık geri dönülemez bir noktaya geldi ve bu noktadan sonra geri dönmek her iki ülkeye de bölgeye de zarar verecektir. Ama ileri gitmeye devam edilirse en azından çözüm yönünde hâlâ umut var demektir.

Paylaş Tavsiye Et
Yazara ait diğer yazılar
Fatih Özbay