Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (September 2004) > Türkiye Ekonomi > Kur dalgaları, piyasa dalgaları: Küresel dünyanın dalgalı ekonomisi
Türkiye Ekonomi
Kur dalgaları, piyasa dalgaları: Küresel dünyanın dalgalı ekonomisi
Candan Karlıtekin
CUMHURBAŞKANI Sezer’in Şubat 2001’de Anayasa kitapçığını dönemin başbakanına tevdi etmesiyle dalgalanmaya giren döviz kurunun 33 aydır izlediği seyir zaman zaman dehşetengiz, umumiyetle de hayret efza bir görüntü sergiliyor. 670.000’den 1.600.000’lere tırmanan, oradan 1.300.000’lere inen, tekrar 1.680.000’lere çıkan ve daha sonra indiği 1.500.000’lerden Irak savaşı ile 1.700.000’lere çıkıp 1.350.000’lere düşüp 2003’ü 1.400.000’de kapatan dalgalı kurumuz, “ismiyle müsemma” bir seyir takip etti gerçekten. Euro-dolar paritesinin euro lehine 27 Mayıs’tan beri üst üste tarihi rekorları kırdığını da hatırda tutarak şu soruyu soralım: Birçok iktisatçıyı yanıltan bu seyrin arkasında ne olabilir?
İster kadim, ister neo olsun iktisadı tırnaktan tepeye bir bakışla anlayan ve anlatan klasik bakışlılara göre endişe edecek bir durum yoktur. Her şey kendi tabii mecraındadır ya da eninde sonunda olması gereken mecraya dökülür. Hiçbir zeka Türk filmindeki jönün kızı kurtarmaya kalktığı gibi bir işe kalkışmamalıdır. Böyle nafile işe kalkışanların niyetleri de zaten müphemdir. Küreselleşip tostoparlak bir biçim alan kurulu düzenin onurlu bir üyesi olmak varken ‘köşeli’ kalmakta ısrar eden bazı akıllardaki komploculuk ve direnç nedendir?
 
Piyasa Dalgası mı, Kredi Dalgası mı?
Son günlerde Routledge Yayınevi tarafından neşredilen Lars Tvede’in kaleme aldığı “John Law’dan İnternet Çöküntüsüne Dek: Piyasa Dalgaları” başlıklı kitabı okudum. Maksadım, bizim gitmekte olduğumuz yolları gidip gelmiş Batılı müttefiklerimizin macera ve menkıbelerini okuyup oradan kopya çekmekti. Aslında, ülkemizde fiyatlar genel seviyesi ile onun ana belirleyicilerinden birisi haline gelmiş döviz kuru, intibak dönemi zarfında sineye çekilmiş fedakarlıklar sayesinde de olsa düşük ve durağan bir düzeyde dengeye güzel güzel oturmuştu. İktisadiyatın katılımcı aktörleri de bu durumu bir beyaz sayfa olarak kabul edip içselleştirmiş olsalardı, bu konuları ta John Law’a kadar dayandırıp kurcalamaya gerek kalmayacaktı. ‘Yenilen pehlivan güreşe doymaz’ kabilinden acaba her iktisatçı gibi mevcut durumu öngöremememizin haklı gerekçelerini mi arıyoruz?
Anlamadığım husus şudur: Biz iktisaden felaket bir durumdaydık ve şimdi İMF’nin namusunu tüm cihanda kurtaran, gıpta ile temaşa edilecek bir başarı vak’ası olduk. Peki hakiki manada ne yaptık ki böylesi bir neticeyi hasıl ettik? İddiam odur ki; özellikle son bir yıldır ekonomiyi kısa dönem çalkantılarına itebilecek kudretteki aktörlerin dışında kalan tüm aktörlerin canını yakmak suretiyle Cumhuriyet tarihimizin en büyük “yeniden gelir paylaşımı” sürecini yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. İşin acı tarafı ise, yeniden gelir paylaşımının sürmesine kerhen de olsa rıza gösterenlerin, milletin kesesinde yıllardır çöreklenmişlerin hortumladıklarının faturasını, içlerinden çıkıp geldikleri ‘kendileri gibilere’ ödetmesi. Rucu edebilecek başka kimleri var ki!
Piyasa dalgaları (Business cycles) kapitalist ekonomilere özgü ve iktisat literatüründe büyük tartışmaların sergilendiği bir alan. Herkesin kabuğuna çekildiği, ileriye matuf beklentilerinin menfiye döndüğü, yatırımın ve istihdamın yerlerde süründüğü, gayrımenkul piyasalarında yaprağın kıpırdamadığı, kimsenin kimseye yardım edecek mecalinin kalmadığı, bankacıların güneşli havada zorla verdiği şemsiyeleri topladığı, fırtınalı, yağmurlu ve kasvetli günler ile tam aksi görüntülerin sergilendiği güneşli günler arasında dalgalanan ekonomik faaliyetler silsilesine verilen bir isim piyasa dalgaları. Umumiyetle riskten kaçınan ve istikrarı tercih eden insanların hep birlikte, istemeden yaşadıkları bir hakikat. Bu dalgaların yapısını incelemek suretiyle elde edilebilecek bulgular, piyasa dalgalarının karmaşık bir olgu olduğuna ve her defasında yeni bir yöntem ile arzı endam ettiğine işaret etmektedir. Ben de piyasa dalgalarının kökeninde yatan esas sebebi arayanların aradıkları cevabı, kağıt parayı icad edip Avrupa’ya yerleştiren John Law’un kurumsallaşmasına öncülük ettiği kredi piyasalarının varlığında bulacaklarını söyleyenlere iştirak ediyorum.
18’inci yüzyılın hemen başında paranın, mallarla mübadele edilen kendi başına bir değer olmaktan ziyade malların mübadelesine aracılık eden bir vasıta olduğunu savunan John Law, kapasitesini bütünüyle kullanamayan bir milletin müreffeh olabilmesi için kağıt paraya ihtiyaç duyduğunu iddia edip İskoçya Parlamentosunu iknaya çalışıyordu. Günümüzde küreselleşmesinin önündeki tüm engelleri birer birer yıkan dünyamızı köşeli görme zihniyeti ve geleneğini başlatan dönemin “tutucu bağnazları”, John Law’u anlamadılar ve onunla “devlet gemisini karaya oturtacak kum bankacısı” diye alay ettiler. Halbuki, John Law büyüyen ekonominin ihtiyacını giderecek likiditenin neden kıymetli madenler satın alınarak giderilmek zorunda olduğunu sorguluyordu ve devletin elindeki arazi değerini de karşılık göstermek suretiyle üreteceği dolaşımdaki kağıt paranın refaha giden yoldaki ihtiyacı gidermede kullanılması gerektiğini savunuyordu. Bazıları ise John Law’un aksine, ihtiyacı gidermede kullanılacak kağıt paranın ekonomiyi dalgalandıracağından kuşkulanıyordu. Marifet iltifata tâbi olduğu için John Law, cinayet sanığı olmasının da verdiği ivme ile soluğu Kıta Avrupası’nda alıyor ve kazandığından fazlasını yiyerek memleketini barut fıçısına çeviren Fransız egemenlerinin imdadına yetişiyordu. Çocuk yaştaki Fransız Kralına vesayet eden Orleans Dükü Philippe 1716 senesinde John Law adına kurulan bankanın faaliyetine izin vererek devlet tahvillerine bağlanmış bütçe açıklarını kolay yoldan pir u pak etme cihetine gitmek istiyordu. Daha doğrusu, patlaması kaçınılmaz olan bombayı makul seviyelerde patlatıp şarapnelleri bedel ödemesi gerekli olanlara yöneltmek yerine, bu hesaplaşmayı geciktirerek bertaraf etme, riski ve kapsamını genişletme ve daha fazla insanı (özellikle açgözlü olanları) işin içerisine çekme senaryosu sahneye konulmaktaydı.
 
Kapitalist Şirketlerin Doyurulmaz İştahı
John Law’un serüveni kredi sistemine ilişkin birçok ipucu sunuyor. İnsanların sahip olduğu cari harcama yetkisini, yani derhal birşeyler tüketebilme kabiliyetini erteleyerek, ileride ziyadesiyle (nemasıyla, kârıyla, faiziyle) geri almak üzere başkasına ödünç vermesi ya da istem dışı olarak bu kabiliyetin geri gelmeyecek şekilde başkalarına transfer edilmesine dayanan bu işleyişin hangi işletilme şekillerinde piyasayı allak bullak edip dalgalanmalara yol açacağını buradan anlamak mümkün..
Paranın içerdiği kıymetli maden muhtevası azaltılmadıkça, madeni paranın ekonomilerde istikrarı sağladığı, enflasyonu önlediği bir vakıa kabul edilmekle birlikte, ekonomileri, içerisinde bulunduğu durağanlıktan alıp çıkaramadığı da öteden beri bilinirdi. Kağıt paraya geçilmesi ile birlikte iktisadi durgunluk bir kader olmaktan çıktı; çünkü sağlam para arzının kısıtlayıcılığı ortadan kalkmış oluyordu. Sistemde vanacıbaşlarının tercihleri ile uyumlu olarak belirli projelerin tatbikat alanı bulması ve bir takım yatırımlara girişilebilmesi sayesinde piyasa hareketliliği sağlanıyordu. Sistemin başarılı olması için tesis edilen güvenin sürdürülebilmesi esas gibi görünse de, oluşturulmuş mekanizma üzerinden kredilerin plase edildiği alanların artı değerler üreterek dönüş vermesi ve bu dönüşü verene dek güvenin yıkılmadan kalabilmesi sistemin teminatını oluşturuyordu.
Sistemi durgunluktan çıkarıp müreffeh bir toplum yaratma cehdi, kurulmuş bulunan sermaye piyasalarının ve kredi mekanizmalarının bu mekanizmaları işleten zümrelerin kafalarındaki tilkileri kuyruklarını birbirine değdirmeden dans ettirmeyi başaramadıkları anlarda karmaşaya yol açıyor ve durgunluktan çıkan ekonomiler aşağı yukarı salınımlarla toplumları dönem dönem trajik serüvenlere sürüklüyordu. İşin içerisinde bir çapanoğlu olmadan sermaye piyasalarının ve kredi mekanizmalarının işletilebilmesi mümkün değil miydi? Bir başka ifadeyle, toplumsal birikimleri bir hukuk çerçevesinde ve sistem mantığında, teşebbüsün yönetimine aktarmak, toplumsal tercihlerle uyumlu yatırımlarla onların değerlendirilmesini temin edip dönüşünü sağlamak, hasıl olan nemayı adilane bölüştürmek, toplumları durağanlık yerine makul bir seviyede kararlı bir hareketlilikte tutmak ve tüm bunları yaparken makul bir teminat düzeni yürütebilmek neden bir seçenek olamasındı?
Tarihi tecrübe göstermiştir ki; geniş kitleleri pırıltılı cazibesi ile olduğu kadar bizzat kendi rızalarıyla da çarkları arasına alan kapitalizmin döngüsü için, ekonomiler sürekli olarak bindirmeli bir tempoda gitmelidir. Bu bindirmeli tempo için gerek para piyasaları gerekse sermaye piyasaları, kapitalist şirketleri kesintisiz olarak beslemelidir. Bunu, esnek olmayan bir para arzının kurumsallaştığı ekonomilerde ayarlamak mümkün değildir. Gereken, mevcut yatırım talebi kadar kredi genişlemesi yapabilen mufassal bir finansal sistemi bünyesinde barındıran bir ekonomik dekordur. Bu dekoru inşa etmiş bulunan ekonomilerin sulh ve sükuna erişmeleri ise sistemi olabildiğince istismara kapalı tutabilmeleri ile mümkündür. Zira söz konusu beslenme hırsını kontrolde tutmak mümkün değildir. Gelişmiş ülkelerde şirketlerin bu güdüsüne gem vurmak için ne mekanizmalar var: İç denetim, bağımsız dış denetim ve derecelendirme kuruluşlarının gözetimi, sermaye piyasasını düzenleyen kurumlar ile vergi idarelerinin takibi, medya projektörlerinin sürekli üzerlerine tutulması, uzun tecrübelerin mahsulü muhasebe sistemleri ve işleyen bir hukuk düzeninin varlığı. Ama bütün bu mekanizmalara rağmen son derece kurumsallaşmış şirketlerin hissedarlarını ve yarardaşlarını nasıl aldatabileceğini Enron ve Parmalat gibi vakalarda net biçimde gördük.
Bütün bu kurgu üzerine, para ve kredi sisteminin vazedilmiş esaslar çerçevesinde işletilmesini tarafsız bir hakem olarak sağlamakla yükümlü olan devletin, kendi bütçesini denkleştiremediğini; bunun yanında ahbap-çavuş ilişkileri ile külliyetli miktardaki kaynakların yanlış ellere, böylelikle de dönüşü olmayan projelere tahsis edilmesine aracılık ettiğini koyarsak ortaya ne çıkar? El-cevap: Türkiye çıkar.
Konumumuzu ve duruşumuzu tekrar hatırlayalım: Döviz kurlarındaki seyir ile başladık, işsizliğin uzun zamandır bir türlü üstesinden gelinemediği bir ülkede bu seyri anlamlandırmak için piyasa dalgalarına geçtik, bu dalgaların kapitalizmin kökeninde olduğundan ve kredi mekanizmalarının istismarıyla hayat bulduğundan bahsettik, yani Hyman Minsky gibi finansal sektörün kapitalist ekonomilerde istikrarsızlığın kaynağı olduğunu savunmuş olduk. Üstüne üstlük kamu açıkları, bunların finansman biçimi ve ahbap-çavuş düzeninin para-kredi piyasalarına etkisini de hesaba katıp içinde yaşadığımız curcunaya işi bağladık. Bütün güzergahı dolaştıktan sonra maddeler halinde politika önerileri yazabilir miyiz? Onu da bir başka yazıda ele alalım.

Paylaş Tavsiye Et