Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (September 2004) > Türkiye Ekonomi > 2003 iyi bir yıldı, ya 2004?
Türkiye Ekonomi
2003 iyi bir yıldı, ya 2004?
Adnan Büyükdeniz
TÜRK ekonomisi 2003 yılına 3 Kasım seçimleriyle sağlanan siyasal istikrarın yarattığı olumlu beklentilerle girdi. Merak edilen konu, bu olumlu beklentilerin ekonominin performansına ne ölçüde yansıyacağı idi.
2003 yılında sağlanan ekonomik performans, iktisatta “beklenti” ve “kredibilite” faktörlerinin ne denli önemli olduğunu göstermesi açısından son derece dikkat çekicidir.
2003 yılının ilk dokuz ayına ilişkin veriler, yıl sonu itibarıyla %5’in biraz üzerinde bir ekonomik büyüme sağlanacağını gösteriyor.
2003’te sağlanan büyümenin dinamiklerine baktığımızda; özel nihai tüketim ve yatırım harcamaları ile dış talebin (ihracat) belirleyici olduğunu, buna karşın takip edilen istikrar programı gereği kamu nihai tüketim ve yatırım harcamalarının reel olarak daraldığını gözlemliyoruz. İmalat sanayiinde kapasite kullanım oranları %80’ler düzeyine çıkarken, tam kapasite ile çalışamama sebepleri arasında “iç talep yetersizliği” önemini korudu; “dış talep yetersizliği”nin ise önemi bir miktar azaldı. Bu bize, istikrar programı sonucu ortaya çıkan iç talep zayıflığı sorununun ihracatla aşılmaya çalışıldığını gösteriyor.
2001 krizinin ardından ertelenen dayanıklı tüketim malı talebinde 2003 yılında kayda değer bir canlanma (%13,5 büyüme) olduğu; otomotiv, plastik, makine/teçhizat ve gıda/içecek gibi sektörlerin büyümeyi sürüklediği gözleniyor. Çok yüksek kapasite ile çalışan bu sektörlerde yeni yatırımlar olmazsa, üretim ve ihracat artışı zorlaşabilir; fiyatlar üzerinde de baskı oluşabilir. Merkez Bankası beklenti anketlerine göre, sanayide iç talep yetersizliği, dış piyasalarda da fiyat rekabeti sorun olmaya devam ediyor.
Büyümenin bileşenlerindeki süreklilik 2002 yılının ikinci çeyreğinden bu yana devam ediyor. 2004 yılı için hedeflenen dış ticaret büyüklükleri ve kamu ücret politikası, büyüme beklentilerinin 2004 yılı için de geçerli olacağına işaret ediyor.
2003 yılının en belirgin performanslarından birisi, kuşkusuz, enflasyon sürecinde sağlanan yavaşlamaydı. Büyük ölçüde “maliyet enflasyonu”nu yansıtan toptan eşya fiyatları endeksi (TEFE), 1975 yılından bu yana elde edilen en düşük düzeye (%13,9) geriledi. Benzer şekilde, “talep enflasyonu”nun yaklaşık bir göstergesi olan tüketici fiyat artışları yıl sonunda %18,4’e gerileyerek 1976’-dan bu yana en düşük düzeye indi. Olumlu beklentiler, sıkı para ve maliye politikaları, kamu tüketim ve yatırım harcamalarında reel daralma, özel tüketim harcamalarında sınırlı sayılabilecek reel artış, nominal ve reel faiz oranlarında gerileme ve döviz kur gelişmeleri enflasyondaki düşüş sürecini belirleyen faktörler oldu. Sabit kur rejiminde fiyatlar ve döviz kuru arasında sıkı bir ilişki olup, esnek kur sistemine geçişle birlikte bu ilişkinin zaman içinde zayıflaması beklenir. Kur-fiyat ilişkisine baktığımızda, 2003 yılında bu ilişkinin bir miktar zayıflamakla birlikte, halen devam ettiği görülüyor. Bunun anlamı, fiyatların kısa vadede kur artışlarına hassas olmaya devam ettiğidir.
Fiyat istikrarının hakim olduğu ekonomilerde, “enflasyon riski” iktisadi aktörlerin karar verme süreçlerinde ihmal edilebilir bir risktir. Türkiye olarak, enflasyonist süreçte son 25-30 yılın en büyük kırılmasını yaşıyoruz. Ancak ulaşılan enflasyon düzeyi, halen “enflasyon riski”ni ihmal edilebilir bir risk kabul edebileceğimiz seviyenin üzerindedir. 2004 bu açıdan kritik bir yıl olacaktır.
2003 yılı bütçe hedeflerinin tutturulduğu, bütçedeki faiz yükünün azalma eğilimini sürdürdüğü bir yıl oldu. En basit formülasyonu ile ifade edersek, faiz-dışı fazla oranı ile büyüme hızının toplamı, ödenen reel faiz oranından fazla ise borç stoku azalır; eğer bu toplam, ödenen reel faiz oranından küçük ise borç stoku artar. 2003 yılında büyüme hızının %5,2 olması, faiz dışı fazlanın da milli gelirin %6,5’i seviyesinde gerçekleşmesi bekleniyor. Ortalama reel faiz oranını %15 civarındaki kabul edersek, 2003 yılında iç borç artış hızının yavaşladığını, ancak “borç biriktirme süreci”nin halen devam ettiğini görebiliriz. Nitekim iç borç stoku 2002 yılı sonunda 149,8 katrilyon TL’den, 183 katrilyon TL’ye yükseldi. Diğer bir deyişle, vade uzatımında, maliyetlerin düşürülmesinde ve iç borç artış hızında bir yavaşlama sağlandı; ancak iç borç sorunu gündemdeki birinci sorun olma özelliğini hâlâ koruyor ve makroekonomik kırılganlık açısından en temel risk olmaya devam ediyor.
Ekonomik büyümeye paralel olarak toplam işsizlik oranı, 2002 yılının son çeyreğinde %11’den, 2003’ün son çeyreğinde %9,4’e geriledi. Ancak, özellikle lise mezunu ve daha yüksek eğitimli gençler arasındaki yüksek işsizlik eğilimi artmaya devam ediyor. Bu da Türkiye’nin orta ve uzun vadede çözüm bekleyen en temel sosyo-ekonomik sorunlarından birisi olup, fiyat istikrarı ile birlikte istihdam yaratan büyüme sürecine en kısa sürede geçmemiz gerekiyor.
 
2004 Yılında Türkiye’yi Nasıl Bir Ekonomik Konjonktür Bekliyor?
Dünya ekonomisinde 2004 yılı için genelde olumlu beklentiler hakim. Ortalama büyüme hızının %4’ün üzerinde gerçekleşmesi beklenirken, enflasyonist beklentilerin azlığı dikkat çekiyor. Ancak dünya ekonomisindeki olumlu sürecin güçlenerek sürdürülmesi konusundaki bazı risklerin varlığını da göz ardı etmemek gerekir. Bunlar arasında ABD’nin yüksek dış açıklarının sürdürülemezliği, gelişen ülkelere sermaye fonu akımında süregelen zayıflık, Çin’de devalüasyon riski ve euro bölgesinde devam eden durgunluk ve dış ticarete ilişkin sorunlar öne çıkıyor.
2004 yılı Türkiye’sine baktığımızda, son bir buçuk yılda ekonomik büyümenin bileşenlerindeki sürekliliğin devam ettiği; öngörülen %5’lik büyüme hedefinin (tarımsal üretimdeki büyüme beklentilerinin de katkısı ile) tutturulmasının mümkün olduğu görülüyor.
Enflasyonda %12’lik hedefin tutturulabilir bir hedef olduğu, “baz etkisi” sebebiyle TEFE’de (Toptan Eşya Fiyatlar Endeksi) %12’lik hedefe Nisan ya da Mayıs aylarında ulaşılabileceği; ancak bu düzeyin daha sonraki aylarda muhafazasının talep yönetimi gerektirdiği görülüyor.
Türk toplumu olarak belki de en problemli alanlarımızdan birisi, iyimserliğimizi de kötümserliğimizi de iyi yönetemeyişimizdir. 2004 yılı, Türkiye’nin kalıcı istikrara geçişi açısından en kritik yıllardan birisi olacak. Bu geçiş süreci çeşitli riskleri de bünyesinde barındırıyor. 2004 yılına ve geleceğe iyimser bakış açımızı muhafaza ederken muhtemel riskleri de göz ardı etmemeliyiz.
“Gecenin en karanlık anı sabaha en yakın andır” diye bir söz vardır.
Ben iktisadi aktörlerimizin normal “iş riski” dışında kur riski, faiz riski gibi “piyasa riskleri”nden mümkün olduğu kadar uzak durmalarını ve bu riskleri minimize etmelerini tavsiye ediyorum.
Bu, kişisel düzeyde riskleri azaltmak yanında, makroekonomik istikrara da büyük katkı sağlayacak iktisadi bir davranış tarzı olacaktır.
Unutmayalım; piyasalarda günün en parlak anı bazen akşamın karanlığına en yakın an da olabilir.

Paylaş Tavsiye Et