Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Temmuz 2009) > Kitap
Kitap
Toplumsal Hareketler (1750- 2005)
Editör: William G. Martin
Türkçesi: Deniz Keskin
İstanbul: Versus Kitap, 2009
Günümüz dünya düzenini anlamanın belki de en iyi yollarından biri, sistem karşıtı olarak nitelenebilecek toplumsal hareketlerin çözümlenmesinden geçiyor. Özellikle küreselleşme adı verilen süreçle birlikte ortaya çıkan ve son on yılda etkinliğini giderek arttıran yeni nesil sistem karşıtı hareketler, bir taraftan 60’larda ve 80’lerde ortaya çıkan hareketleri hatırlatırken, diğer taraftan da dünyanın gittiği yön hakkında, önemli ipuçlarını bünyelerinde barındırıyorlar.
Bu çerçevede Fernand Braudel Enstitüsü tarafından başlatılan ve günümüz dünya sistemini toplumsal hareketler ekseninde çözümleme amacını taşıyan bir çalışma, dikkatleri üzerine çekmeyi başarıyor. Üç kısımdan meydana gelen çalışmanın, ilk cildi olan ve editörlüğünü William G. Martin’in yaptığı Toplumsal Hareketler, 1750’den başlayarak 2005 yılına kadar olan toplumsal hareketleri mercek altına alıyor.

Tavsiye Et
Osmanlı’yı Cihan Devleti Yapan 150 Sır
Ali Karaçam
İstanbul: Nesil Yayınları, 2009
Ülkemizde, Osmanlı İmparatorluğu’na ilişkin değerlendirme yapmak, en kolay yapılan işlerin başında geliyor. Gazete ve dergi köşelerinde, herhangi bir ilmî temele yaslanmayan, Osmanlı’ya ilişkin olumlu yahut olumsuz bir zihinsel arka plandan hareket ederek beyan edilen sloganik ifadelerle o kadar sık karşılaşıyoruz ki. Oysa Osmanlı İmparatorluğu’nu yeterince tanımadığımız, yetkin ağızlardan sıklıkla duyduğumuz bir tespit.
Ali Karaçam’ın kaleme aldığı, Osmanlı’yı Cihan Devleti Yapan 150 Sır, bu eksikliği, popüler bir dil ve üslup kullanarak giderme arayışında olan bir çalışma.

Tavsiye Et
Her Dem Yeni / Her Dem Güçlü
İbrahim Zeyd Gerçik
İstanbul: Küre Yayınları, 2009
Yönetim kitapları, son yıllarda iyiden iyiye gelişen bir tür. Belki de bu nedenle kitapçı raflarını en fazla işgal eden kitap türlerinin başında geliyor. Genellikle süslü ve çarpıcı başlıklarla okuyucuyu kendisine çeken ve kısa sürede nasıl iyi bir yönetici olacağınız yahut nasıl zengin olacağınız türünden sorulara cevap vermeyi vaat eden bu eserlerin, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hatırı sayılır bir okuyucu kitlesine hitap ettiği bir vakıa. Bu tür kitapların genellikle Batı menşeli olduğu ise, yeni yeni ortaya çıkmaya başlayan yerli versiyonlarına rağmen, değişmeyen bir gerçek. Zira ister yerli bir yazar tarafından kaleme alınmış olsun, ister Batılı bir imza taşısın, bu kitapların değişmeyen özellikleri, Batılı dünya görüşünü ve hayat anlayışını aktarmaya ve yaygınlaştırmaya hizmet etmeleri. Çeşitli formlar ve adlar altında, çoğunlukla sihirli formüller arkasına saklanarak sunulan bu dünya tasavvurunun, çoğu insanın gözlerini kamaştırdığı ve bu durumun söz konusu eserlere yönelik eleştirel bir okumayı zorlaştırdığı ise ortada. Oysa her eser gibi, bu türden eserleri de, bütünüyle kabullenip hayata aktarmadan önce, iyi bir süzgeçten geçirmek gerekiyor.
Burada karşılaşılacak belki de ilk eleştiri, modern dünyanın iş ve yönetim alanlarında kullanabileceğimiz işe yarar bilgiyi, kendi özgün kaynaklarımızdan derleyemeyeceğimiz, bu nedenle de Batı’nın ürettiği bu türden bilgiyi fazla sorgulamadan tüketmek zorunda olduğumuz şeklinde olacaktır. Oysa geçtiğimiz günlerde Yönetim Kitaplığı serisi olarak Küre Yayınları’ndan çıkan iki eser, bunun aslında ne kadar zayıf bir savunma olduğunu ispat etmeyi başardı.
Başarılı bir eğitim yöneticisi olan İbrahim Zeyd Gerçik’in kaleme aldığı Her Dem Yeni ve Her Dem Güçlü adlı eserler, bugünün iş ve yönetim dünyasında başarılı ve aynı zamanda erdemli olmanın yollarını, kendi mirasımızdan yola çıkarak anlatıyor. Her Dem Yeni’de bir yönetim modeli olarak Mimar Sinan ve Süleymaniye’yi merkeze alarak, modern dünyada insan kaynakları ve proje yönetimine ilişkin önemli değerlendirmeler yapan yazar, Her Dem Güçlü’de Süleymaniye ekseninde, yönetim, psikoloji ve kurum kültürüne ışık tutuyor. Son derece özgün tespitlerle ortaya çıkan ve kurduğu şaşırtıcı bağlantılarla dikkat çeken çalışma, Batılı benzerlerinin çok üzerinde yetkinliği ve kendi dünyamızın içinden konuşması ile okuyucunun ilgisini fazlasıyla hak ediyor.

Tavsiye Et
Yaratıcılık, Aklın Sınırlarını Aşmak
Ken Robinson
İstanbul: Kitap Yayınevi, 2008
Eğitim, önemini hiçbir toplumun yadsıyamayacağı bir süreç. Bireylerin, ancak formel ve enformel eğitim ağlarından geçerek gerçek potansiyellerine ulaşabileceklerine dair inancımız, eğitimin önemine ilişkin yargılarımızın temelinde yer alıyor. Zira insanoğlunun, kendisine ve içinde yaşadığı topluma hizmet edebilmesi, dünya üzerinde kalıcı eserler bırakabilmesi için, başıboş bırakılmaması gerekiyor. Belki de bu yüzden ülkemizde ve dünyada değişik biçimlerle de olsa, en sık kullanılan klişelerin başında “Eğitim şart!” sloganı geliyor. Öyle ki gerek ülkemizde gerekse pek çok farklı memlekette, toplumsal bir sorunun konuşulması esnasında, tartışmaların bir yönü muhakkak eğitim ve eğitimin önemine kayıyor. Meselelerin eğitim eksikliğinden kaynaklanan boyutları masaya yatırılıyor ve eğitim sihirli bir formül şeklinde, üretilen yahut üretilmiş gibi yapılan çözümlerin önemli bir bileşeni olarak sunuluyor. Ne var ki eğitimin kendisine, içeriğine ve “ne”liğine ilişkin hemen hemen hiç konuşulmuyor. Hal böyle olunca, hükümetlerin devasa fonlar ayırmalarına, muazzam paralar harcamalarına rağmen, yaşadığımız dünyanın ihtiyaçlarına cevap veremeyen, aldığı eğitimin gerçek hayatta karşılığını bulamayan, işsiz ve mutsuz insanlardan oluşan, devasa bir kalabalıkla karşılaşıyoruz. Hem de dünyanın her yanında ve gittikçe artan bir hızla.
Bunun önemli sebeplerinin başında, modern eğitim sistemlerinin, kişilerin yaratıcılıklarını ve nev-i şahsına münhasır özelliklerini ortaya çıkarmak yerine, tek tipleştirici ve akademik başarıyı ön plana çıkaran bir formda kurgulanmış olması geliyor.
Ken Robinson tarafından kaleme alınan ve Kitap Yayınevi tarafından Türkçeye kazandırılan Yaratıcılık, Aklın Sınırlarını Aşmak adlı eser, eğitimin işte bu yönünü mercek altına alıyor. Yaratıcılığın kesinlikle desteklenmesi ve geliştirilmesi gerektiğini vurgulayan yazar, günümüz eğitim sistemlerini bu eksende ciddi bir eleştiriye tabi tutarken, yaratıcılığı geliştirmenin yollarına dair de önemli ipuçları veriyor.

Tavsiye Et
Mavi Sakal’ın Şatosu’nda
Ekini Yeniden Tanımlama Yönünde Bazı Notlar
George Steiner
Çev.: Yurdanur Salman
İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2009
Edebiyat eleştirmeni, felsefeci ve romancı George Steiner’in, T. S. Eliot anısına verdiği konferanslardan derleyerek hazırladığı In Bluebeard’s Castle: Some Notes Towards the Redefination of Culture isimli eseri, Mavi Sakal’ın Şatosu’nda: Ekini Yeniden Tanımlama Yönünde Bazı Notlar üst başlığıyla Yurdanur Salman’ın çevirisiyle Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayınlandı.
Steiner’in babası Nazizmin olumsuz etkisinden ailesini uzaklaştırmak için Fransa’ya göç etmiş bir Avusturya Yahudisi. George Steiner ise, Fransa’da doğmuş ve okul yılları, tıpkı ailesi gibi soykırımdan kaçan ailelerin çocuklarıyla birlikte, kendi ifadesiyle “ölüm düşüncesinin gölgesinde ve Holokost hikâyeleriyle” geçmiş.
Mavi Sakal’ın Şatosu’nda, 20. yüzyılda yaşanan kıyımların ardından Avrupa’nın içine girdiği “kültür sonrası” ortama dair ezber bozucu sorgulamalar başlatan, klasik hümanizmin bitiş sebeplerini, geleneksel edebiyattan kopuşu ve bunun sonuçlarını tartışmaya açan bir başyapıt. George Steiner’in “Büyük Bezginlik” üst başlıklı ilk bölümdeki savunusu “İnsanlık dışı olanın, zamanımızda ekinin (kültürün) yeniden tanımlanmasını zorunlu kılan bunalımların özgül kökenlerinde aranması gerektiği…” şeklinde.
“Batı uygarlığının, tevarüs ettiği kimliğin ve kabuller bütününün söylenmiş ve düşünülmüş olanların en iyisi olduğuna yönelik son derece kinik bir varsayıma dayanarak işlediği”ni öne süren Steiner, 20. yüzyılda yaşanan büyük kıyımların ardından bu kültürün içine girdiği “kültür sonrası” ortamda iyimserliğin yitip gittiğini tespit ediyor.
Kitabın çevirmeni Salman’ın kitabın önsözündeki temennisine katılmamak elde değil: “İyimser düşlere giden yol Steiner gibi bilgelerin bize anlattıkları kötümser ‘öyküler’den geçiyor diyebiliriz belki!.. İyi okumalar, ‘hafif’ sarsılmalar!..”

Tavsiye Et
Silah / Tabanca ve Tüfeklerin 800 Yıllık Tarihi
Edisyon
Çev.: Cenk Pamay
İstanbul: Kaknüs Yayınları, 2009
Silaha düşkün, savaşçı bir millet olduğumuz gerçeği, ülkemizdeki silahlanma oranına dair istatistiklerin rakamsal desteğine ihtiyaç duymayacak kesinlikte, neredeyse “postüla” mesabesinde apaçık bir gerçek. Malum olduğu üzere bineklerimiz ve eşlerimizden sonra üçüncü “milli”miz silahlarımızdır.
Geçtiğimiz aylarda haber bültenlerinde neredeyse her taşın altından boy göstererek gündemimizi çokça meşgul eden silahlar sahiplerini ararken, Kaknüs Yayınları silahlara dair nefis bir albümü dilimize kazandırdı: Tabanca ve Tüfeklerin 800 Yıllık Tarihi.
Geniş bir tasarımcı, danışman ve editör kadrosunca tasarlanmış katalog niteliğindeki bu ansiklopedik albümde, tüm zamanların en önemli silahlarının üç yüzden fazla fotoğrafıyla birlikte, bu silahlara ve silah sanayiinin gelişimine dair şaşırtıcı bilgiler bulacaksınız. Tabancalar, yivli tüfekler, av tüfekleri, saçmalı tüfekler, özel tasarım silahlar, makineli tüfekler ve nihayet bugünün savaş silahları. Albüm, kullanım amaçlarına ve kullanılacakları coğrafi bölgelere göre tasarlanan bu silahların, “can alma” içgüdüsünün siyasi, ekonomik ve elbette ki estetik faktörlerce nasıl yönlendirildiğinin kronik bir dökümü olma özelliğini de taşıyor.
Tarihin seyrini değiştiren silahları, üretim aşamalarını, Colt, Kalaşnikov ve Beretta gibi büyük silah imalatçılarının hikâyelerini, Kirli Harry, James Bond, Bonnie&Clyde gibi meşhur silahşörlerin, kanun kaçaklarının ve kanun adamlarının yaşam öykülerini de bulabileceğiniz albüm, kuşe kâğıt ve sert kapaklı şık görünümüyle silah meraklılarının ve kültür tarihi ile ilgilenenlerin kütüphanelerinde görmek isteyecekleri bir tasarıma sahip.

Tavsiye Et
İnfomag
Aylık İş ve Ekonomi Dergisi
Yıl: 9, Sayı 2009/6
24 Ocak Kararları ve serbest piyasa ekonomisi, ilk olarak Turgut Özallı 80’lerde ülke gündemine girmiş, ekonomide çark değiştiren Türkiye’nin ilk hatırı sayılır ekonomi dergileri de bu yıllarda neşvünema bulmuştu. 90’larda hayli palazlanan ve günlük gazetelerde sayfa sayıları artan ekonomi yayıncılığının yaver gitmeye başlayan talihi, 2000’lerdeki krizle birlikte ters döndü. Dergilere bir darbe de dibe vuran yerli yatırımcıdan geldi; gördükleri zarardan dergileri sorumlu tutup, geri dönmemek üzere küstüler.
Bu dergilerin bir bölümü de istikrarlı bir yayın politikası yerine tiraj peşinde koşmayı tercih etmeleri ve yetersiz içerikleri yüzünden tarihe gömüldü.
2005’ten sonra tekrar dirilen ekonomi dergiciliği, hem Türkiye’deki değişimin, bölgesel ve küresel hedeflerin tetiklemesiyle hem de yabancı yayıncıların sektöre girmesiyle yön değiştirdi. Business Week, Ekonomist ve Capital dergileri ve daha pek çok dergi bakkallarda, marketlerde ısrarla aranır oldu. Şimdilerde ise (banka, oda, sendika, ihale dergilerini, online ekonomi haber sitelerini ve bültenleri de sayarsak) hayli geniş bir kulvarda atağa geçen bir ekonomi yayıncılığı ile karşı karşıyayız. Bunların uzman kişilerce yönetilen, uzun vadeli planları olan, dolu bir içeriğe ve önemli bir farka işaret edenleri kök salıyor elbette.
İnfomag, Ekşi Sözlük’teki tanımıyla, “büyük holdinglerin, anonim şirketlerin, KOBİ’lerin gelmişleri, geçmişleri, gelecekteki planları ve şirket kurucularının hayatları dışında bir şeyler veren; büyük bir holding olmayı değil, kendi işinize nasıl sahip olabileceğinizi, gelecekte nasıl sorunlarla karşılaşabileceğinizi anlatmaya çalışan” bir dergi.
Hedef kitlesi, yöneticiler, iş dünyasının tüm ilgilileri ve alanın üniversite öğrencileri olan derginin son sayısında kabine revizyonu kapağa taşınmış. Dosya boyunca “Kabinedeki değişiklik, dış politika ve ekonomi parantezinde yeni bir dönemin kapısını mı aralıyor?” sorusuna cevap aranıyor.
Dergi IMF, Siyaset, Gıda, İstihdam, Teşvik, İş Etiği, Telekomünikasyon, Enerji, Sosyal Dünya, Şirket, İnovasyon, Pazarlama, Bilişim, Yönetim… başlıklarıyla 150 sayfayı buluyor. “Büyük Şehirde Tatil Keyfi” adı altında önerilen cazip tatil mekânları (Ceylan InterContinental, Çırağan Palace Kempinski, Conrad İstanbul, Hilton, Saklıköy Country Hotel ve Club) ise hedef üniversitelinin dudağını uçuklatacak orijinallikte! 

Tavsiye Et