Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Dosya
Amerika’nın Büyük Ortadoğu Stratejisi ve Türkiye
Richard Falk
BAŞKAN George W. Bush dönemindeki Amerikan dış politikasının temelini teşkil eden büyük stratejiyi tanımlayan en önemli özellik, Ortadoğu üzerine odaklanmış olmasıdır. Aslında 20. yüzyılda temel öncelik Avrupa’ydı ve ardından Doğu Asya, özellikle Çin ve Japonya geliyordu. Dış politikadaki bu farklılaşma ABD’nin dünyaya yaklaşımındaki büyük değişimi gösteriyor. Ortadoğu’ya kayan bu jeopolitik değişim, Soğuk Savaş’ın ardından bir dizi önemli siyasi önceliğin ortaya çıkışını yansıtıyor. Bu öncelikler; Basra Körfezi’ndeki enerji kaynaklarının kontrolüyle ilgili endişeler, Ortadoğu’daki Amerikan hegemonyasının varlığını potansiyel olarak tehdit eden nükleer silahların yayılmasını önlemek, siyasal İslam’ı çevrelemek ve İsrail ile bölgesel ortaklığın güvence altına alınmasını ve geliştirilmesini temin etmek olarak sıralanabilir. Irak Savaşı’nın da bu çerçevede anlaşılması gerekir. Bu savaşa, terörist amaçlara karşı başarı elde etmek için veya Irak’ın sahip olduğu kitle imha silahları komşularını tehdit ediyor endişesiyle girişilmedi. Yeni-muhafazakâr büyük strateji perspektifinden baktığınızda Irak Savaşı, beklenilenden çok daha kötü sonuçlanmasına rağmen şu an için bir başarısızlık olarak kabul edilmiyor.
Amerikan büyük stratejisinin askerî olmayan yönü, demokrasiyi tesis etme bahanesiyle jeopolitik müdahaleleri meşrulaştırmaya dayanıyor. Demokrasinin bu ideolojik kapsamı, seçimlerin desteklenmesi ve insan haklarının korunmasıyla örtüşüyor; ancak özellikle Irak’ta ve ardından Filistin’deki sonuçlar, Amerikan siyasi liderlerinin beklentilerinin yanlış olduğunu ortaya koyuyor: Ortadoğu’da seçim süreçleri ne kadar demokratik olursa, ABD’nin hegemonik emellerine karşı düşmanlık ve direniş ile Filistinlilerin kendi geleceklerini tayin hedeflerine destek o kadar artacaktır. Irak ve Filistin’deki seçimlerde Amerikan karşıtı adayların değil de, daha laik ve ulusal güvenliklerinde ABD’ye dayanmayı tercih eden adayların iktidara geleceğini düşünen Washington’un ümitleri bu sonuçlarla boşa çıktı. Bunun yerine Irak ve işgal altındaki Filistin halkları, İslami kimlikleri güçlü liderleri iktidara getirdiler ve Irak örneğinde olduğu gibi seçilen lider diplomatik olarak İran’la yakınlaştı ve ilişkilerini geliştirdi.
Amerikan hükümeti tüm bu aksaklıklara rağmen Ortadoğu’da büyük stratejisini bırakmaya henüz hazır değil. Irak’taki Amerikan askerlerinin sıcak çatışmalardan geriye çekilmesi yönündeki kamuoyu baskısına rağmen, 2008’de Demokrat bir başkan seçilmesi durumunda bile kesin bir politika değişikliğinin olup olmayacağına dair herhangi bir işaret yok. Kuveyt ve belki Türkiye de dâhil bölgedeki diğer ülkelere yeni bir konuşlanma, George W. Bush tarafından uygulanan bölgeye yönelik yaklaşımın ana unsurlarını devam ettirecek. Amerikan yaklaşımında böyle bir değişiklik belki hiçbir zaman tam anlamıyla uygulanamayabilir; ama ABD esas olarak Kuzey Irak’ta bulunan kalıcı askerî üslerine konuşlanırken, yerel liderlere hatırı sayılır bir özerklik verilerek Irak’ta güçlü merkezî bir devletin kurulmasından vazgeçilmesi için bir çaba sarf edilecek. Bush sonrası dönemde diplomatik araçların daha çok kullanılacağı, askerî güç kullanımının azaltılacağı ve demokrasi ihraç programının terk edileceği beklentisine rağmen, Ortadoğu’da Amerikan dış politikasınca takip edilen amaçların değişeceği konusunda çok az ipucu var.
Bu atmosfer içerisinde Türkiye, bir yandan sürdürülebilir bir ekonomik büyüme ve insan haklarının korunmasının yaygınlaştırılması için gerekli şartları oluştururken, diğer yandan toplumsal İslamı, laik devletin anayasal meşruiyetine bağlılığıyla uzlaştırmış bir yönetişim modelini sunması bakımından da bölgede olumlu bir rol oynamak için tarihî bir fırsata sahip. Çünkü AKP liderliğinde Türk hükümeti Ortadoğu’da bölge ülkelerinin egemenliklerini tehdit etmeden, dostluk ve karşılıklı çıkarlara dayalı köprüler inşa ediyor. Bölgede Türkiye’nin gücü kuvvet kullanımından değil, bu kurduğu dostluk ilişkilerinden kaynaklanıyor; bu ilişkiler Türkiye’yi ABD ve eski sömürgeci güçlerden ayırıyor. İronik ama etkileyicidir ki Ankara, Türkiye Cumhuriyeti öncesi Osmanlı mirasının değer kazanmasını sağlarken aynı zamanda Arap hükümetlerinin hafızalarındaki Osmanlı hâkimiyeti döneminden kalma şüpheleri de izale ediyor. Türk halkı geçen seçimlerde bölgedeki ülkelerle ilişkilerini daha da derinleştirmesi ve daha iyi bir gelecek hayalini tüm bölge halkına sunması için AKP’ye vekâlet verdi.

Paylaş Tavsiye Et
Yazara ait diğer yazılar