Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Toplum
Komplonun imkânı
Mehmet Aytekin
Sİ­YA­SE­TİN bir yö­nü her za­man ke­ha­net ola­gel­miş­tir. Çün­kü si­ya­se­tin ga­ye­si ge­le­ce­ğe ma­tuf­tur. Ge­le­cek­le il­gi­li bek­len­ti­ler ol­maz­sa si­ya­sa de­nen güç kul­la­nı­mı da ger­çek­le­şe­mez. Ge­le­cek­le il­gi­li bir ey­lem­de bu­lun­ma­ya ise geç­mi­şi­miz se­bep ol­mak­ta. Geç­miş­te­ki tec­rü­be­le­ri­miz, bu tec­rü­be­ler­le oluş­tur­du­ğu­muz ha­ya­ta yö­ne­lik ba­kış açı­mız, iliş­ki­le­rin ni­te­li­ği­ne da­ir bir fi­kir mey­da­na ge­ti­rir. Ve bu iliş­ki­le­rin ne an­la­ma gel­di­ği­ne yö­ne­lik fi­kir­le­ri­miz, ge­le­ce­ğin han­gi iliş­ki­ler ile ger­çek­le­şe­ce­ği­ni, baş­ka bir de­yiş­le, ge­le­cek­le il­gi­li ne­ler uma­bi­le­ce­ği­mi­zi be­lir­ler. Ge­le­cek­le il­gi­li umut­la­rı­mız bir is­tek ya da kor­ku ola­rak bi­zi bir ey­lem­de bu­lun­ma­ya yön­len­di­ri­yor­sa, bi­zi si­ya­set/ta­rih ala­nı­na da adım at­tır­mış olu­yor de­mek­tir.
Bir ey­le­min ga­ye­si ge­le­cek­te, se­be­bi ise geç­miş­te ol­ma­sı­na rağ­men, onun ne­li­ği şim­di­de sak­lı­dır. Çün­kü şim­di bir ey­le­min hu­su­le gel­me­si­nin su­re­ti gi­bi­dir ve bu su­ret ey­le­min ne an­la­ma gel­di­ği­ni ya­ni muh­te­va­sı­nı be­lir­le­ye­cek­tir. Su­re­tin im­kâ­nı­nı oluş­tu­ran me­kâ­na ise iliş­ki­ler denk gel­mek­te­dir. Ve in­sa­nın iliş­ki­le­re yö­ne­lik uf­ku, ta­ri­he ve ge­le­ce­ğe yö­ne­lik uf­ku ile bir­lik­te var olur. Çün­kü had­di­za­tın­da ta­rih ve ge­le­cek, in­san­la ve in­san iliş­ki­le­riy­le var­dır.
İliş­ki­le­rin im­kâ­nı ise me­kâ­nın bo­yut­la­rı gi­bi olan de­ğer­ler­le müm­kün olur. İn­sa­nın, tan­rı, ta­bi­at, di­ğer can­lı­lar ya da ken­di­si ile ger­çek­leş­tir­di­ği iliş­ki­ler­den mü­te­şek­kil olan ta­rih ve bu iliş­ki­ler­den mü­te­şek­kil ola­rak va­ro­la­cak bir ge­le­cek, ha­ya­tı­mı­zı ger­çek­leş­ti­rir­ken sa­hip ol­du­ğu­muz iliş­ki­le­ri an­lam­lan­dı­ran ve bir ey­le­min hu­su­le gel­me­si­ni müm­kün kı­lan de­ğer­ler­le, iliş­ki uf­ku­muz­la mu­kim­dir. İliş­ki­le­rin çe­şit­li­li­ği­ne ve iliş­ki­le­rin han­gi ga­ye­ler­le ger­çek­leş­ti­ği­ne da­ir an­la­yı­şı­mız açık ol­duk­ça, ha­yat açık ola­cak ve ge­le­cek, sür­priz­ler­den be­rî ola­cak­tır. Do­la­yı­sıy­la in­sa­nı (in­san­dan su­dur eden ey­lem ve iliş­ki­le­ri) ta­nı­mak, ta­ri­hi ta­nı­ma­nın ön ko­şu­lu ve si­ya­set yap­ma­nın da ol­maz­sa ol­ma­zı­dır.
 
Ka­der-İra­de İliş­ki­si
Ge­le­cek­le il­gi­li bek­len­ti­le­rin ke­ha­net ol­ma­la­rı ve fa­kat ge­le­ce­ğin gel­di­ğin­de sür­priz­ler­den be­rî ola­bi­lir­li­li­ği, in­sa­nın ta­rih­le ve za­man­la ger­çek­leş­tir­di­ği iki tarz iliş­ki­ye ve in­sa­nı can­lı kı­lan bir çe­liş­ki­ye işa­ret et­mek­te­dir. Çok es­ki­ler­den be­ri in­sa­noğ­lu­nu il­gi­len­di­ren ve sa­hip ol­duk­la­rı ruh hal­le­ri­ne uy­gun bir yer­de ka­rar kıl­dık­la­rı bu so­ru­nun adı ta­ri­hi­miz­de ka­der ve ira­de ola­rak tes­bit edil­miş­tir.
Ta­ri­hi oku­yu­şu­muz ve ge­le­cek­le il­gi­li umut­la­rı­mız, ka­der ile ira­de ara­sın­da ku­ru­la­bi­le­cek kom­bi­nas­yon­lar ile ay­nı sa­yı­da ola­cak­tır. Bu denk­lem içe­ri­si­ne ka­tıl­ma­sı ge­re­ken bir di­ğer ko­nu da, ölüm son­ra­sı ha­yat­la il­gi­li ina­nış­lar­dır. En bü­yük ke­ha­net olan ahi­ret ha­ya­tı, ey­lem­le­ri­mi­zin, iyi-kö­tü, gü­zel-çir­kin şek­lin­de ni­te­len­me­si­ne ha­yır ve şerr ola­rak fark­lı bir bo­yut­ta tek­rar­dan ku­rul­ma­sı­na kay­nak­lık et­mek­te­dir. Ka­der ve ira­de al­gı­sı­nın ahi­ret ile iliş­ki­si ve bu iliş­ki­nin ki­şi­sel ha­yat ile top­lum­sal iliş­ki­ler bağ­la­mın­da na­sıl te­sis edi­le­ce­ği­ne da­ir fi­kir­ler na­sıl bir ha­yat ve ge­le­cek te­hay­yül et­ti­ği­mi­zi de oluş­tu­rur.
Eğer ka­der ağır ba­sar ve ira­de za­yıf­lar­sa, in­san­la­rın ki­şi­lik­le­ri si­lik­le­şir, an­la­mı­nı ve ga­ye­si­ni an­la­ya­ma­dık­la­rı ki­şi­le­rin ar­ka­sın­da bir yol tut­tur­ma­yı sı­ğı­nı­la­cak en emin yer ola­rak te­lak­ki eder­ler.
Eğer akıl ağır ba­sar ve tak­dir he­sa­ba ka­tıl­maz olur­sa, ta­ri­hi bi­çim­len­dir­me ve ki­şi­sel hırs­lar tüm ça­ba­la­rın mer­ke­zi­ni oluş­tur­ma­ya baş­lar ve o dün­ya­ya bun­dan son­ra hu­zur bir da­ha uğ­ra­maz olur. Dik­kat edi­le­cek olur­sa, ka­de­rin ağır bas­tı­ğı ve den­ge­nin ka­çı­rıl­dı­ğı ruh ha­li, oto­ri­te mer­kez­li bir ruh ha­li­ne işa­ret et­mek­te­dir. Her oto­ri­ter ta­vır­da ol­du­ğu gi­bi bu ruh ha­li de ta­rih­te ya­şa­yan ve ha­ya­tı ta­rih­ten ha­re­ket­le ku­ran bir at­mos­fer içe­ri­sin­de ya­şa­mak­ta­dır. İn­sa­nın ken­di ba­şı­na ta­ri­hi ta­şı­ma cü­re­ti­ni ifa­de eden ikin­ci kı­sım ise ta­ma­men ge­le­ce­ğe yö­nel­miş bir ruh ha­li ile ya­şa­mak­ta­dır.
 
Ah­lak ve Ta­rih
Ta­rih­le ve ge­le­cek­le if­rat ve tef­ri­te var­ma­yan bir iliş­ki­ye gi­re­bil­me­nin ye­gâ­ne yo­lu, için­de ya­şa­dı­ğı­mız anın ge­rek­li­lik­le­ri­ni bi­rin­cil önem­de vaz eden, ta­rih­le ve ge­le­cek­le il­gi­li tüm uf­ku­nu ey­lem­le­ri­mi­zin so­rum­lu­lu­ğu­na has­re­den; ah­la­kî bir ba­kış ve du­ruş­tur. Ka­der ve ira­de denk­le­mi­ne ahi­ret­ten ha­re­ket ede­rek ba­kan ki­şi için, ki­şi ak­mak­ta olan bir neh­rin üze­rin­de yol­cu­luk et­mek­te­dir. Ta­rih, on­dan ön­ce­si ve son­ra­sı di­ye bir ay­rı­ma ta­bi tu­tul­maz­dan ön­ce, ha­yat, ölüm­den ön­ce­si ve son­ra­sı ola­rak al­gı­la­nan bir ger­çek­li­ği ifa­de eder. Ha­yat ta­ri­he te­kad­düm eder. Var ol­ma­nın de­rin­li­ği­ne his­se­dil­di­ği ve ruh­tan ha­re­ket­le bir çev­re oku­ma­sı ya­pıl­dı­ğı bu ba­kış açı­sın­da iki ger­çek­lik iç içe ya­şa­mak­ta­dır. Ta­rih, ru­hun te­za­hür et­ti­ği dış­laş­tır­ma­lar­dan iba­ret iken ha­yat de­rin­li­ği­ne bir son­suz­luk­tan bes­len­mek­te­dir. Ta­rih­ten ha­re­ket­le ku­ru­lan ha­yat te­lak­ki­le­ri, in­sa­nı don­muş bir mad­dî ta­ri­he sı­kış­tı­ran, gü­cü ha­ya­tın mer­ke­zi­ne yer­leş­ti­ren bir ma­ni­ve­la­ya dö­nü­şür. Geç­miş ve ge­le­cek, ka­der ve ira­de ara­sın­da ter­ci­he zor­la­nan bi­linç, don­muş bir ka­lı­bın içi­ne bo­şal­tı­lıp ora­da don­ma­ya zor­la­nan bir bi­linç­tir. Ha­ya­tı bir güç çe­kiş­me­si­nin sah­ne­si ola­rak oku­ma­ya dö­nüş­tü­re­cek bu bi­lin­ci kı­ra­bil­mek, ah­la­kî so­rum­lu­lu­ğu­nu son­suz ger­çek­lik­ten ha­re­ket­le bir te­za­hür ola­rak için­de ya­şa­dı­ğı ger­çek­lik­te dış­laş­tır­ma­sıy­la müm­kün ola­bi­le­cek­tir. Tüm iliş­ki­le­rin bi­rer mey­dan oku­ma ola­rak al­gı­lan­dı­ğı ve hep­si­ne ce­vap ver­me gi­bi bir so­rum­lu­lu­ğu ki­şi­ye yük­le­yen bu bi­linç se­vi­ye­sin­de, sa­bit olan iliş­ki­ler içe­ri­sin­de ko­num­lan­mak­tan ve ta­ma­men iza­fi olan güç ara­yı­şı bir ya­nıl­sa­ma­ya de­la­let et­mek­te­dir. Çün­kü iki ger­çek­lik se­vi­ye­si ara­sın­da­ki iliş­ki­nin kop­tu­ğu bu du­rum, de­ğiş­ken, di­na­mik ve do­nuk ol­ma­yan iliş­ki ka­lıp­la­rı­nın sa­bit sa­nıl­ma­sın­dan kay­nak­lan­mak­ta­dır.
İliş­ki ka­lıp­la­rı, on­la­ra de­ğer­ler yük­len­me­si ile an­lam ka­zan­mak­ta­dır. Do­la­yı­sı ile şe­kil­sel ola­rak ger­çek­le­şen bir ey­le­min ger­çek an­la­mı ona yük­le­nen ga­ye/ni­yet ile müm­kün ol­mak­ta­dır. Ya­ni şe­kil­sel ola­rak ay­nı olan iki ey­le­mi bir bi­ri ile ay­nı ka­bul et­mek ken­di ba­şı­na ye­ter­li ol­ma­mak­ta­dır. Ta­rih ve ha­yat bu te­za­hür­le­ri esas al­dı­ğın­da, don­muş şe­kil­ler ara­sın­da ha­re­ket edi­yor de­mek­tir. An­cak, ta­rih­ten ve ha­yat­tan ko­nu­şul­ma­sı­nı müm­kün kı­lan şey, ni­yet­le­rin yö­nel­di­ği de­ğer­ler­den baş­ka­sı de­ğil­dir.
      
Komp­lo Han­gi Dün­ya­da­ki­le­re Ses­le­nir?
Komp­lo; sa­bit­le­nen iliş­ki­le­rin sa­bit­li­ği­ni mu­kim kı­lan ve fa­kat ha­ya­tı su­lan­dır­mak­tan baş­ka da bir ga­ye­ye ma­tuf ol­ma­yan bir söy­lem tar­zı­dır. Sa­bit iliş­ki­ler­de güç te­mer­kü­zü­nün müm­kün ol­ma­dı­ğı ve bu­nun ge­tir­di­ği; “ya­şa­mın an­la­mı­nın ger­çek­le­şe­mez olu­şu”ndan do­la­yı ya­şa­mı sa­bit­li­ğiy­le saç­ma­laş­tı­ran bir mo­dern sep­ti­sizm­dir. Sa­bit bir iliş­ki­ler ağı­na sa­hip olan ve fa­kat mer­kez­de ola­ma­yan kız­gın bir söy­lem­dir. Ken­di dur­du­ğu yer­den emin ola­ma­yan, aya­ğı­nı ba­sa­ca­ğı sa­bit bir ze­min­den mah­rum olan bu ruh, ço­ğu za­man gü­ce ta­pın­ma­nın bir ara­cı­sı ola­rak da iş­lev gör­mek­te­dir.
 
İki Ger­çek­li­ğin Müm­kün Te­za­hür­le­ri
İki ger­çek­lik ara­sın­da bir uyum ara­yı­şı ve her iki âle­min be­ra­ber­ce ya­şa­na­bi­lir kı­lın­ma­sı, eh­li­sün­ne­tin dur­du­ğu en te­mel du­ru­şa işa­ret et­mek­te­dir. İlk tar­tış­ma­lar­dan iti­ba­ren yö­ne­tim hak­kı­nı ve şek­li­ni tar­tış­mak­tan ıs­rar­la ka­çın­ma­sı, di­nin böy­le ikin­cil bir ala­na hap­se­dil­me kor­ku­sun­da­dır. Tar­tış­ma­ya gir­me­mek bi­linç­li bir bi­çim­de di­nin ana göv­de­si­ni ko­ru­mak için ya­pı­lan ken­di­ni tut­ma ey­le­mi­dir. Ha­ya­tın sa­bit­li­ği üze­ri­ne ku­ru­lan bu tar­tış­ma­lar eğer di­nin ça­tı­sı ha­li­ne ge­ti­ri­lir­se, ha­ya­tı­nı ahi­ret­ten ve son­suz­luk­tan ha­re­ket­le ku­ran bir ru­hu ta­rih­sel bir bi­çi­me sok­mak ola­cak­tır. Din, ta­rih­sel ku­rum­lar­dan ha­re­ket­le an­la­şıl­ma­ya baş­la­nın­ca, asıl ola­cak olan, ha­ya­tı an­lam­lan­dı­ra­cak son­suz âle­min bi­tip, ta­ri­hin tek ba­şı­na in­san için bir an­lam kay­na­ğı ol­ma­sı ola­cak­tır. Ve bu nok­ta­da ta­rih­sel­lik de­nen akım, di­ni an­la­ma­nın ye­gâ­ne yo­lu ola­rak te­sis edi­le­cek­tir. Ta­rih­sel ku­rum­lar, ki­şi­ler, sı­nıf­lar ve hak­lar di­nin ki­şi için ha­yat kay­na­ğı ol­ma­sı­nın ara­sı­na gi­re­cek ve ta­rih­sel ku­rum­lar di­ni an­la­ma­nın ye­gâ­ne yo­lu ola­cak­tır. Ka­to­lik­lik ya da Şi­i­lik bu tar­zın en ti­pik ör­nek­le­ri­dir.
Bir uyum ara­yı­şı ön­ce­lik­li ola­rak, son­suz­lu­ğu(mut­lak ola­nı) sı­nır­la­yan her tür­lü yol­dan has­sa­si­yet­le uzak du­ra­rak müm­kündür. Son­suz­luk, son­lu ola­nı ya­şa­ta­bi­lir; an­cak son­lu olan her za­man son­su­zu sı­nır­la­mak is­te­ye­cek­tir. De­ğiş­me­yen­ler ve de­ği­şen­ler ola­rak da ba­kı­la­bi­le­cek bu iliş­ki­de, de­ğiş­me­yen de­ğer­le­ri ha­ya­tın her ala­nı­na ta­şı­mak ve ta­ri­hin her anın­da var kıl­mak, uyu­mun amaç­lan­ma­sı­na matuftur. Bu uyu­mun bir ide­al ol­ma­sı, top­lum­sal ve bi­rey­sel he­def­le­rin uyuş­ma­sı ile ada­let fik­rin­de bir ka­ra­ra va­rır. Dev­let­ten bek­le­nen de, esas ola­rak ki­min yö­net­ti­ği de­ğil, yö­ne­te­nin ada­let­li olup ol­ma­dı­ğı, ya­ni de­ği­şen ta­rih­sel ger­çek­li­ği, de­ğiş­me­yen son­suz ger­çek­li­ğe uy­du­rup uy­dur­ma­dı­ğı­dır.

Paylaş Tavsiye Et
Yazara ait diğer yazılar
Mehmet Aytekin