Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Dünya Siyaset
Süveyş Krizi’nin 50. yılında “Yeni Orta Doğu’nun doğum sancıları!”
Gökhan Çetinsaya
BUN­DAN tam 50 yıl ön­ce (26 Tem­muz 1956’da) Mı­sır li­de­ri Na­sır Sü­veyş Ka­na­lı’nı mil­li­leş­tir­miş ve bu ola­yın ar­ka­sın­dan baş­la­yan kriz Or­ta Do­ğu’da il­ginç bir sa­vaş­la so­nuç­lan­mış­tı. 1869’da­ki açı­lı­şın­dan bu ya­na Sü­veyş Ka­na­lı’nı iş­le­ten şir­ke­te sa­hip olan İn­gil­te­re ve Fran­sa ulus­la­ra­ra­sı hu­kuk ka­nal­la­rı­nı kul­la­na­rak Mı­sır kar­şı­sın­da bir şey ya­pa­ma­ya­cak­la­rı­nı dü­şü­ne­rek işi si­lah­la çöz­me­yi ka­rar­laş­tır­dı­lar. Fa­kat bu işi tek baş­la­rı­na yap­ma­yı gö­ze ala­ma­dık­la­rı için bir ‘te­tik­çi’ kul­lan­ma­ya ka­rar ve­re­rek İs­ra­il’e baş­vur­du­lar. Yap­tık­la­rı ‘kur­naz­ca’ ve (Ame­ri­ka’dan bi­le) ‘giz­li’ pla­na gö­re, İs­ra­il bir ba­ha­ne ya­ra­ta­rak Mı­sır’a sal­dı­ra­cak; İs­ra­il or­du­su Sü­veyş’e doğ­ru iler­le­me­ye baş­la­ya­cak; Sü­veyş’in teh­li­ke­de ol­du­ğu­nu gö­ren İn­gil­te­re ve Fran­sa ateş­kes ta­lep ede­cek; bu ka­ra­ra İs­ra­il ria­yet ede­cek ama Mı­sır ka­bul et­me­ye­cek; bu­nun üze­ri­ne Sü­veyş’in gü­ven­li­ği­ni sağ­la­mak üze­re İn­gi­liz ve Fran­sız as­ke­rî bir­lik­le­ri Mı­sır’a as­ker çı­ka­ra­rak Sü­veyş’i iş­gal ede­cek ve ni­hai ola­rak da Na­sır’ı de­vi­re­cek­ler­di. İs­ra­il böy­le bir tek­li­fe dün­den ha­zır­dı. Ba­ha­ne bul­mak ko­lay­dı: Mı­sır-İs­ra­il sı­nı­rın­da za­ten her gün bir di­zi ça­tış­ma ol­mak­tay­dı. Sa­vaş plan­lan­dı­ğı gi­bi baş­la­dı ve de­vam et­ti: Mı­sır ateş­kes tek­li­fi­ni red­det­miş, İn­gi­liz pa­ra­şüt­çü bir­lik­le­ri Sü­veyş’e in­me­ye baş­la­mış­tı. An­cak bek­len­me­dik bir şey ol­du ve İn­gi­liz as­ker­le­ri hız­la ge­ri çe­kil­me­ye baş­la­dı. Ne ol­muş­tu? Mı­sır or­du­su­nun bek­len­me­dik bir di­re­ni­şi ile mi kar­şı­laş­mış­lar­dı? Ha­yır. Ken­di­sin­den giz­li ve (Sov­yet­ler Bir­li­ği kar­şı­sın­da) Or­ta Do­ğu’da­ki Ame­ri­kan çı­kar­la­rı­nı teh­li­ke­ye so­ka­cak böy­le bir as­ke­rî ha­re­kât kar­şı­sın­da öf­ke­ye ka­pı­lan Ame­ri­kan yö­ne­ti­mi Ster­li­nin ulus­la­ra­ra­sı pi­ya­sa­lar­da­ki de­ğe­ri ile oy­na­ma­ya baş­la­mış­tı. Sa­va­şın bü­yük bir he­zi­met­le bit­me­si­nin se­be­bi (he­nüz da­ha Or­ta Do­ğu’da­ki çı­kar­la­rı­nı İs­ra­il ile öz­deş­leş­tir­me­miş olan) Ame­ri­kan’ın İn­gi­liz-Fran­sız-İs­ra­il pla­nı­na kar­şı ol­ma­sıy­dı.
He­zi­me­tin bo­yut­la­rı İn­gil­te­re açı­sın­dan o ka­dar bü­yük­tü ki, 1956 Sü­veyş Sa­va­şı İn­gil­te­re’nin Or­ta Do­ğu’da­ki var­lı­ğı­nın so­nu ol­muş­tur. Arap mil­li­yet­çi­li­ği kar­şı­sın­da İs­ra­il-İn­gil­te­re it­ti­fa­kı­nın açı­ğa çık­ma­sı Na­sır’ı hak­lı çı­kar­mış, İn­gil­te­re bu sü­reç­te müt­te­fik Arap re­jim­le­ri­ni bi­rer bi­rer kay­bet­miş­tir. Bu sa­vaş do­lay­lı ola­rak Tür­ki­ye’nin Or­ta Do­ğu po­li­ti­ka­sı­nı da if­las et­tir­miş­tir: İn­gil­te­re’nin Bağ­dat Pak­tı’na üye ol­ma­sı, baş­ta Tür­ki­ye ol­mak üze­re bü­tün pakt üye­le­ri­ni zor du­ru­ma dü­şür­müş ve za­ten Na­sır ta­ra­fın­dan Arap Bir­li­ği’nin düş­ma­nı ve em­per­ya­liz­min ma­şa­sı ol­mak­la suç­la­nan pakt bü­yük bir ya­ra al­mış­tır. 1956 Sa­va­şı son­ra­sı sü­reç Ame­ri­ka’nın Or­ta Do­ğu’da İn­gil­te­re’nin bı­rak­tı­ğı boş­lu­ğu (Sov­yet­ler kar­şı­sın­da) dol­dur­ma­sıy­la so­nuç­lan­mış­tır.
Öy­le an­la­şı­lı­yor ki el­li yıl son­ra yi­ne İs­ra­il’in “gö­nül­lü te­tik­çi” ol­du­ğu bir baş­ka sa­vaş, Lüb­nan Sa­va­şı Ame­ri­kan’ın Or­ta Do­ğu’da­ki (as­ke­ri var­lı­ğı­nın ol­ma­sa bi­le) po­li­ti­ka­la­rı­nın ya da si­ya­sî pro­je­le­ri­nin so­nu ol­ma­ya aday gö­zük­mek­te­dir.
 
Ye­ni Or­ta Do­ğu Pro­je­si
“Bu­ra­da gör­dü­ğü­müz şey, bir ma­na­da, (yük­se­len) ye­ni Or­ta Do­ğu’nun do­ğum san­cı­la­rı­dır. Ne ya­par­sak ya­pa­lım, ye­ni Or­ta Do­ğu’nun oluş­ma­sı yö­nün­de ça­ba­la­dı­ğı­mız­dan emin ola­lım; zi­ra es­ki­si­ne ge­ri dön­me­mek­te ka­rar­lı­yız.”
Ri­ce’ın Was­hing­ton’dan ay­rıl­ma­dan ön­ce yap­tı­ğı, 21 Tem­muz ta­rih­li ba­sın top­lan­tı­sın­da sar­fet­ti­ği bu söz­ler Lüb­nan’da ve Fi­lis­tin’de olup bi­ten­le­ri ve bu olup bi­ten­le­rin na­sıl bir pla­nın par­ça­sı ol­duk­la­rı­nı ga­yet net ve ya­lın, hiç­bir te­red­dü­de yer bı­rak­ma­ya­cak bir şe­kil­de izah edi­yor.
An­cak bu plan ba­şa­rı­lı ol­sa da ol­ma­sa da (Lüb­nan ve Fi­lis­tin Sa­va­şı’nı İs­ra­il ve ABD ka­zan­sa da ka­zan­ma­sa da) Ame­ri­kan’ın Or­ta Do­ğu’da­ki po­li­ti­ka­la­rı­nın if­las et­ti­ği mu­hak­kak­tır. Ar­tık Bü­yük Or­ta Do­ğu Pro­je­si di­ye bir pro­je kal­ma­mış­tır. As­ke­rî me­tot­lar­la Böl­ge­de Ame­ri­kan (ve İs­ra­il) yan­lı­sı re­jim­ler ya­rat­ma pro­je­si Af­ga­nis­tan ve Irak ör­ne­ğin­de if­las et­miş­ti. Şim­di HA­MAS ve Hiz­bul­lah ör­nek­le­rin­den son­ra ‘de­mok­ra­tik­leş­me’ yo­luy­la ‘dost’ re­jim­ler ya­rat­ma pro­je­si de if­las et­miş­tir. ABD’nin böl­ge­de­ki stra­te­jik çı­kar­la­rı­nı es­ki­den ol­du­ğu gi­bi İs­ra­il ve 11 Ey­lül’den son­ra çok­ça eleş­tir­di­ği Arap ‘dik­ta­tör­lük­le­ri’ üze­rin­den ger­çek­leş­tir­me­yi yeğ­le­di­ği an­la­şı­lı­yor.
An­cak Or­ta Do­ğu’da ye­ni acı­la­ra, in­san­lık tra­je­di­le­ri­ne, öç al­ma duy­gu­la­rı­na yol açan, di­nî ya da hü­ma­nis­tik hiç­bir kut­sa­la say­gı gös­ter­me­yen ve uzun va­de­de da­ha bü­yük bir an­ti-Ame­ri­kan ve an­ti-İs­ra­il dal­ga­sı­na se­bep ola­ca­ğı ke­sin olan bu sa­vaş “ye­ni Or­ta Do­ğu”yu ya­ra­ta­bi­lir mi? Evet Ri­ce’ın da de­fa­lar­ca söy­le­di­ği gi­bi “sta­tu­ko an­te”ye, “es­ki Or­ta Do­ğu”ya dö­nül­me­ye­cek­tir. Dö­nül­me­si za­ten müm­kün de­ğil­dir: İs­ra­il’in yü­rüt­tü­ğü ve ABD’nin bü­tün gü­cüy­le des­tek­le­di­ği bu son sa­vaş sü­re­cin­de “tak­ke düş­müş, kel gö­rün­müş­tür.” Ger­çek­ten de (tıp­kı 1956 Sa­va­şı son­ra­sın­da İn­gil­te­re ve İn­gil­te­re yan­lı­sı Arap re­jim­le­ri kas­te­di­le­rek den­di­ği gi­bi) Or­ta Do­ğu’da ar­tık hiç­bir şey es­ki­si gi­bi ol­ma­ya­cak­tır, ola­maz da!
İs­ra­il’in bu sü­reç­te­ki man­tı­ğı ve in­san­lık dı­şı mu­ame­le­si bir öl­çü­ye ka­dar an­la­şı­la­bi­lir. Son el­li alt­mış yıl­da uy­gu­la­dı­ğı po­li­ti­ka­lar dü­şü­nül­dü­ğün­de şa­şır­tı­cı da de­ğil­dir. An­cak an­la­şı­la­ma­yan hu­sus Suu­di Ara­bis­tan, Ür­dün ve Mı­sır’ın son el­li yıl­da edin­dik­le­ri bü­tün tec­rü­be­ye rağ­men şu son sa­vaş­ta iz­le­dik­le­ri po­li­ti­ka­dır. Arap halk­la­rı ara­sın­da ka­ba­ran öf­ke so­nu­cu 1956 Sa­va­şı son­ra­sı İn­gil­te­re na­sıl böl­ge­de sı­kı müt­te­fi­ki olan Arap ül­ke­le­ri­ni kay­bet­tiy­se, Lüb­nan ve Fi­lis­tin Sa­va­şı da Ame­ri­kan yan­lı­sı Arap re­jim­le­ri için so­nun baş­lan­gı­cı ola­bi­lir.
Son ola­rak Tür­ki­ye açı­sın­dan da ka­rar ver­mek za­ma­nı gel­miş­tir. Tıp­kı 1956 Sa­va­şı son­ra­sın­da ol­du­ğu gi­bi Tür­ki­ye böl­ge­de­ki meş­ru­iye­ti­ni kay­bet­me­mek için bu kir­li oyu­nun ya da pla­nın par­ça­sı ol­ma­yı ke­sin­lik­le red­det­me­li­dir. Za­ten if­las et­miş olan BOP sü­re­cin­den ay­rıl­ma­yı cid­di şe­kil­de dü­şün­me­li, Türk as­ke­ri­nin if­las et­me­ye mah­kum ye­ni pro­je­ler için kul­la­nıl­ma­sı­na ke­sin­lik­le izin ver­me­me­li, sa­de­ce in­sa­ni yar­dım­la ye­ti­ne­rek baş­ka­la­rı­nın pis­lik­le­ri­ni te­miz­le­me­ye aday ol­ma­ma­lı­dır.
 
Dü­ğüm İran
Bu sa­va­şın İran’la olan he­sap­laş­ma­nın bir par­ça­sı ol­du­ğu ke­sin­dir. An­cak Tür­ki­ye hiç­bir şe­kil­de İran kar­şı­sın­da ABD’nin ya­nın­da yer ala­maz. Tür­ki­ye Nük­le­er bir İran’ı uzun va­de­de teh­dit ola­rak gör­me­si­ne rağ­men, kı­sa va­de­de ABD ile İran ko­nu­sun­da iş­bir­li­ği yap­ma­sı (Türk dış po­li­ti­ka­sı­nın ge­le­nek­sel pa­ra­met­re­le­ri de­ğiş­me­di­ği sü­re­ce) müm­kün gö­zük­me­mek­te­dir. Zi­ra kı­sa va­de­de Tür­ki­ye’de­ki ka­rar alı­cı­lar ba­kı­mın­dan İran ile il­gi­li te­mel ta­rih­sel en­di­şe kay­na­ğı olan “Kürt fak­tö­rü” be­lir­le­yi­ci­li­ği­ni ko­ru­mak­ta­dır. İran’a uy­gu­la­na­cak her tür­lü am­bar­go ya da ha­re­kât ve İran re­ji­mi­nin iç ve dış yol­lar­la des­ta­bi­li­ze edil­me­si Tür­ki­ye açı­sın­dan ba­kıl­dı­ğın­da Kürt mil­li­yet­çi­li­ği­ne ya­ra­ya­cak ve (he­le Ku­zey Irak fak­tö­rü de he­sa­ba ka­tıl­dı­ğın­da) bir Kürt dev­le­ti ku­rul­ma­sı ih­ti­ma­li­ni kuv­vet­len­di­re­cek­tir. Bu te­mel ge­rek­çe ışı­ğın­da ge­le­nek­sel Türk dış po­li­ti­ka­sı açı­sın­dan ba­kıl­dı­ğın­da, Tür­ki­ye’nin (en azın­dan kı­sa va­de­de) İran ko­nu­sun­da ABD’nin ya­nın­da yer al­ma­sı çok zor bir ih­ti­mal ola­rak be­lir­mek­te­dir.
Tür­ki­ye’nin şu an­da ABD ve AB’nin ge­liş­tir­di­ği or­tak söy­le­me ve tav­ra uy­gun dav­ran­ma­sı bi­zi ya­nılt­ma­ma­lı­dır. Zi­ra Ame­ri­ka­lı­la­rın bu ko­nu­da mu­ha­tap al­dık­la­rı ül­ke­le­re (Çin ve Rus­ya’da da­hil) söy­le­di­ği şu­dur: “İran’a ce­sa­ret ve­ri­ci söy­lem­den ve ta­vır­lar­dan ka­çı­nın, ulus­la­ra­ra­sı top­lu­mun İran kar­şı­sın­da bir­lik ol­du­ğu me­sa­jı­nı/du­ru­şu­nu ver­me­yi ih­mal et­me­yin.” Ama bu uzun va­de­de Ame­ri­ka­nın di­ğer is­tek­le­ri­nin kar­şı­la­na­ca­ğı, Ame­ri­ka­nın si­lah­lı mü­da­ha­le­si­ne ya da eko­no­mik am­bar­go­su­na ye­şil ışık ya­kı­la­ca­ğı an­la­mı­na gel­mi­yor. Bu­ra­da Tür­ki­ye’yi (ve bel­ki ba­zı Av­ru­pa ül­ke­le­ri­ni) ra­hat­la­tan un­sur Çin ve Rus­ya fak­tö­rü. Bir­leş­miş Mil­let­ler Gü­ven­lik Kon­se­yi’nde ve­to hak­kı­na sa­hip bu iki ül­ke­nin hiç­bir za­man bir as­ke­rî mü­da­ha­le­ye ya da eko­no­mik am­bar­go­ya rı­za gös­ter­me­ye­cek­le­ri bek­len­ti­si yay­gın; an­cak bu bek­len­ti­nin ne ka­dar ger­çek­çi ol­du­ğu­nu za­man gös­te­re­cek. Di­ye­lim bek­len­ti­ler bo­şa çık­tı ve kriz ge­ri dö­nü­le­mez bir nok­ta­ya var­dı; ABD Çin’i ve Rus­ya’yı ik­na ede­rek ya da tek ba­şı­na eko­no­mik am­bar­go ve­ya as­ke­rî mü­da­ha­le se­çe­nek­le­rin­den bi­ri­ni dev­re­ye sok­mak için ha­re­ke­te geç­ti. Tür­ki­ye bu du­rum­da ne ya­pa(bi­li)r ya da baş­ka bir ifa­dey­le ne ya­pa­maz?
Dev­rim son­ra­sı İran dış po­li­ti­ka­sı­na bak­tı­ğı­mız­da böy­le­si bir kriz du­ru­mun­da İran re­ji­mi­nin ge­ri adım ata­ca­ğı­nı ve as­la ABD ile as­ke­rî bir ça­tış­ma­ya gir­mek (ya da ABD’ye bu­nun için ba­ha­ne ver­mek) is­te­me­ye­ce­ği­ni var­sa­ya­bi­li­riz. An­cak bu İran’ın mil­li bir he­def ola­rak al­gı­la­nan nük­le­er ener­ji­ye/si­la­ha sa­hip ol­mak­tan vaz­ge­çe­ce­ği an­la­mı­na da gel­me­ye­cek­tir. Muh­te­me­len bir iki se­ne son­ra ulus­la­ra­ra­sı ka­muo­yu ya­tış­tık­tan son­ra, Ame­ri­kan ve dün­ya po­li­ti­ka­sın­da­ki ge­liş­me­le­re gö­re nük­le­er fa­ali­yet­le­ri­ne tek­rar baş­la­ya­cak­tır. Pe­ki di­ye­lim ki var­sa­yı­mı­mız yan­lış çık­tı ve bir am­bar­go ya da as­ke­rî mü­da­ha­le söz ko­nu­su ol­du (ki Tür­ki­ye’den asıl bek­len­ti çok bü­yük bir ih­ti­mal­le ik­ti­sa­di am­bar­go yö­nün­de ola­cak­tır); bu du­rum­da Tür­ki­ye ne­den İran’a kar­şı ABD ile iş­bir­li­ği ya­pa­maz so­ru­su­na ce­vap ara­ya­lım:
a. Tür­ki­ye ile İran iliş­ki­le­ri 1979’dan bu ya­na en iyi dö­ne­mi­ni ya­şa­mak­ta­dır. Uzun yıl­lar sü­ren kriz­ler bit­miş, Tür­ki­ye “İran İs­lam Cum­hu­ri­ye­ti” ile ya­şa­ma­yı öğ­ren­miş­tir. Ay­nı şe­kil­de 1999 son­ra­sın­dan baş­la­ya­rak İran PKK ko­nu­sun­da Tür­ki­ye ile iş­bir­li­ği yap­mak­ta­dır.
b. Si­ya­sî iliş­ki­ler­de­ki olum­lu ge­liş­me­le­rin ya­nı sı­ra iki ül­ke ara­sın­da­ki eko­no­mik ve ti­ca­rî iliş­ki­ler de son de­re­ce ge­liş­miş­tir. Do­ğal­gaz bo­ru hat­tı gi­bi Tür­ki­ye için ha­ya­ti alan­la­rın ya­nı sı­ra, Tür­ki­ye İran’ın Av­ru­pa’ya açı­lan ka­pı­sı, İran ise Tür­ki­ye’nin Or­ta As­ya’ya açı­lan ka­pı­sı­dır.
c. Tür­ki­ye’nin İran ile il­gi­li te­mel ta­rih­sel en­di­şe­si de­ğiş­me­miş­tir: Kürt fak­tö­rü. İran’a ya­pı­la­cak her tür­lü am­bar­go/ha­re­kât ve İran re­ji­mi­nin iç ve dış yol­lar­la des­ta­bi­li­ze edil­me­si Kürt mil­li­yet­çi­li­ği­ne ya­ra­ya­cak ve (he­le Ku­zey Irak fak­tö­rü de he­sa­ba ka­tıl­dı­ğın­da) bir Kürt dev­le­ti ku­rul­ma­sı ih­ti­ma­li­ni kuv­vet­len­di­re­cek­tir.
d. “Irak so­ru­nu”ndan son­ra böl­ge­de bir “İran so­ru­nu”na ge­rek yok­tur: Tür­ki­ye Irak ör­ne­ği ve tec­rü­be­sin­den son­ra böl­ge­de Ame­ri­kan ha­re­kâ­tı son­ra­sı olu­şa­cak ye­ni bir is­tik­rar­sız­lık ve kar­ga­şa (baş­ka bir ifa­dey­le ye­ni bir “Pan­do­ra­nın Ku­tu­su”nun açıl­ma­sı­nı) is­te­me­mek­te­dir.
e. ABD’nin Or­ta Do­ğu po­li­ti­ka­sı so­nu­cu Tür­ki­ye kom­şu­la­rı ile iliş­ki­le­rin­de eko­no­mik ve si­ya­sî ba­kım­dan izo­le ol­ma­ya zor­lan­mak­ta­dır. Tür­ki­ye son yıl­lar­da (Er­me­nis­tan ha­riç) bü­tün kom­şu­la­rıy­la iliş­ki­le­ri­ni dü­zelt­miş­ken şim­di ABD po­li­ti­ka­la­rı so­nu­cu kom­şu­la­rıy­la iliş­ki­le­ri tek­rar be­lir­siz­li­ğe sü­rük­len­mek­te­dir. Irak’ta­ki du­rum be­lir­siz­li­ği­ni ko­ru­mak­ta­dır; Su­ri­ye ile iliş­ki­ler ko­nu­sun­da Tür­ki­ye za­ten bas­kı al­tın­da­dır. Şim­di İran ile de si­ya­sî ve ti­ca­ri iliş­ki­le­ri­ni bi­tir­me­ye zor­lan­ma­sı dış po­li­ti­ka­sın­da böl­ge­sel bir güç ro­lü oy­na­ma he­de­fi­ni be­nim­se­miş bir Tür­ki­ye ba­kı­mın­dan ka­bul edi­le­mez.
f. En son ama bel­ki de en önem­li fak­tör ise Türk ka­mu­oyun­da­ki eği­lim­dir. Ya­pı­lan çe­şit­li ka­muo­yu yok­la­ma­la­rı bi­ze Türk ka­mu­oyu­nun bü­yük ço­ğun­lu­ğu­nun muh­te­mel bir ABD ha­re­kâ­tı kar­şı­sın­da Tür­ki­ye’nin ta­raf­sız kal­ma­sı eği­li­min­de ol­du­ğu­nu gös­ter­mek­te­dir. So­nuç ola­rak, ABD’nin mev­cut İran po­li­ti­ka­sı ve muh­te­mel ey­lem­le­ri her ba­kım­dan (kı­sa va­de­de) Tür­ki­ye’nin za­ra­rı­na so­nuç­lar do­ğu­ra­cak­tır. Bü­tün bu ge­rek­çe­ler­le Tür­ki­ye’nin (kı­sa va­de­de) ABD’nin ya­nın­da yer al­ma­sı müm­kün gö­zük­me­mek­te­dir.
So­nuç ola­rak, Türk dış po­li­ti­ka­sı­nın ge­rek ge­le­nek­sel ge­rek­se mev­cut pa­ra­met­re­le­riy­le dü­şü­nül­dü­ğün­de, ABD’nin mev­cut İran po­li­ti­ka­sı ve muh­te­mel ey­lem­le­ri her ba­kım­dan Tür­ki­ye’nin za­ra­rı­na so­nuç­lar do­ğu­ra­cak­tır. Bü­tün bu ge­rek­çe­ler­le Tür­ki­ye’nin (en azın­dan kı­sa va­de­de; Türk dış po­li­ti­ka­sı pa­ra­met­re­le­ri­nin de­ğiş­me­si­ne yol aça­cak ya da Tür­ki­ye’nin kay­gı­la­rı­nı gi­de­re­cek ge­liş­me­ler ol­ma­dı­ğı tak­dir­de) ABD’nin ya­nın­da yer al­ma­sı müm­kün gö­zük­me­mek­te­dir.*
 
* Bu­ra­da ifa­de edi­len fi­kir­le­rin ay­rın­tı­la­rı için bkz. Gök­han Çe­tin­sa­ya “Es­sen­ti­al Fri­ends and Na­tu­ral Ene­mi­es: The His­to­ri­cal Ro­ots of Tur­kish-Ira­ni­an re­la­ti­ons,” Midd­le East Re­vi­ew of In­ter­na­tio­nal Af­fa­irs (Sep­tem­ber 2003) (http://me­ri­a.idc.ac.il/jo­ur­nal/2003/is­su­e3/ce­tin­sa­ya.pdf); “İran ve Gü­ven­lik Al­gı­la­ma­la­rı,” Ulus­la­ra­ra­sı Gü­ven­lik So­run­la­rı ve Tür­ki­ye, der. Re­fet Yi­nanç-Ha­kan Taş­de­mir (An­ka­ra: Seç­kin, 2002), 141-166; “Raf­san­ca­ni’den Ha­te­mi’ye İran Dış Po­li­ti­ka­sı­na Ba­kış­lar,” Tür­ki­ye ve Kom­şu­la­rı, der. İl­han Uz­gel ve Mus­ta­fa Tür­keş (An­ka­ra: İm­ge, 2001), 293-329; “Tan­zi­mat’tan Bi­rin­ci Dün­ya Sa­va­şı’na Os­man­lı-İran İliş­ki­le­ri,” KÖK Araş­tır­ma­lar, Os­man­lı Özel Sa­yı­sı (2000), 11-23; “Tür­ki­ye-İran İliş­ki­le­ri, 1919-1925,” Ata­türk Araş­tır­ma Mer­ke­zi Der­gi­si, 48 (Ka­sım 2000), 769-796; “Ata­türk Dö­ne­mi Tür­ki­ye-İran İliş­ki­le­ri, 1926-1938,” Av­ras­ya Dos­ya­sı, 5/3 (Son­ba­har 1999), 148-175; “İkin­ci Dün­ya Sa­va­şı Yıl­la­rın­da Tür­ki­ye-İran İliş­ki­le­ri, 1939-1945,” Stra­te­ji, 11 (1999), 41-72; “Türk-İran İliş­ki­le­ri, 1945-1997,” Türk Dış Po­li­ti­ka­sı­nın Ana­li­zi, der. Fa­ruk Sön­me­zoğ­lu, 2. Bas­kı (İs­tan­bul: Der Ya­yın­la­rı, 1998), 135-158.

Paylaş Tavsiye Et