Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Okuyorum
Hangi Halide Edip? -I
Gökhan Çetinsaya
Bugünün Türkiyesi’nde Halide Edip Adıvar ismi gençlere ne ifade ediyor? İnternetteki arama motorlarında bir araştırma yaptığımızda, karşımıza üç Halide Edip çıkıyor: ‘Amerikan Mandacısı’ Halide Edip, baba tarafından ‘Sabetayist’ Halide Edip, Sinekli Bakkal’ın yazarı, ‘romancı’ Halide Edip.
 
OSMANLI’DAN Cumhuriyet’e geçiş neslinin mensubu bir Türk (kadın) aydını olarak Halide Edip’in, spotta sayılanlardan başka imajları da var: Amerikan Kız Koleji’nin ilk ‘Müslüman’ öğrencisi Halide Edip, İkinci Meşrutiyet boyunca ısrarla kadın haklarını savunan ‘feminist’ Halide Edip, Ermeni tehcirine karşı çıkıp eleştiren ‘hümanist’ Halide Edip, İzmir’in işgaline karşı yapılan Sultanahmet Mitingi’ndeki konuşmasıyla efsaneleşen ‘milliyetçi’ Halide Edip, Milli Mücadele’ye fiilen iştirak eden ‘onbaşı’ Halide Edip, Terakkiperver Fırkası tecrübesinden sonra Atatürk ölene kadar Türkiye’ye dönemeyen ‘sürgün’ Halide Edip, 1940’ların Edebiyat Fakültesi’nde başında örtüsü, elinde tespihiyle gezen ‘profesör’ Halide Edip, 14 Mayıs’ı Demokrasi Bayramı ilan eden Demokrat Parti ‘milletvekili’ Halide Edip...
Bu listeye aşağıdaki kısa biyografisinden de anlaşılacağı gibi, daha pek çok imaj eklenebilir. Özellikle iki ciltlik anılarını (Memoirs of Halide Edib / Mor Salkımlı Ev ve The Turkish Ordeal / Türkün Ateşle İmtihanı) okuyanlar rengârenk ve heyecan verici bir portreyle karşılaşırlar. Burada Halide Edip’in bir başka yönünü daha ortaya koymak istiyorum: Muhafazakâr bir siyasi düşünür olarak Halide Edip! Halide Edip’in özellikle üç kitabından (Turkey faces West [1930], Conflict of East and West in Turkey [1935], ve Türkiye’de Şark, Garp ve Amerikan Tesirleri [1955]) yola çıkarak Türkiye’nin Batılılaşma serüvenine, Modernleşme tecrübesine ve Atatürk dönemine bakışını ortaya koymak bizi Cumhuriyet dönemi Türk siyasi düşüncesi bakımından ilginç sonuçlara götürebilir. Ama önce kısaca Halide Edip’in yaşamını gözden geçirelim.
1884 yılında İstanbul’da doğan Halide Edip (Adıvar), Yıldız Sarayı’nda görevli bir Abdülhamid dönemi bürokratının, ‘Selanikli’ Mehmed Edip Bey’in kızıdır. Küçük yaşta annesini kaybettiği için çocukluğu ve genç kızlığı iki farklı/zıt kültürün etkisinde kaldığı babasının ve anneannesinin evlerinde geçti. Babasının evinde her bakımdan Anglosakson terbiyesinin, Mevlevi olan anneannesinin evinde ise Osmanlı-İslam kültürünün etkisinde kaldı. Bir yandan geleneksel mahalle ortamında Kur’an dersleri alıp Arapça öğrenirken, diğer yandan Üsküdar Amerikan Koleji’nde İngilizce öğrenip İncil okumaları yaptı. Bir evde Battal Gazi hikayeleri, diğer evde Batı müziği dinledi. Rıza Tevfik’ten (Bölükbaşı) felsefe ve Türk edebiyatı dersleri alırken, kolejden mezun olduktan sonra evlendiği (1901) devrin ünlü pozitivisti Salih Zeki’yle matematik çalıştı.
1908’e kadar olan dönemi iki oğlunu büyüterek, dünya edebiyatı ve Osmanlı tarihi okuyarak geçirdi. 1908 İhtilali ile birlikte yazı hayatına başladı: Başta Tanin olmak üzere devrin çeşitli gazete ve dergilerinde kadın, eğitim ve sosyal meseleler üzerinde yazıları yayımlandı. Yazılarının muhafazakâr çevrelerde gördüğü tepki nedeniyle 31 Mart Olayı sırasında oğullarıyla birlikte (hayatının tehlikede olduğu endişesiyle) Mısır’a kaçtı. İstanbul’a döndükten sonra çok çeşitli alanlarda yoğun bir faaliyet içerisine girdi: Edebî ve fikrî (özelikle kadın ve çocuk eğitimini ele aldığı) çalışmaları devam ederken, Darülmuallimat’ta (Kız Öğretmen Okulu) pedagoji öğretmenliğine getirildi. Vakıf Okulları Genel Müfettişi olarak çalıştığı sürede toplumun, daha sonra romanlarında yer vereceği, çeşitli kesimlerini tanıma fırsatı buldu. 1909 ve 1911’de kısa sürelerle İngiltere’yi ziyaret etti; başta Bertrand Russell olmak üzere birçok aydınla görüştü. Kadınların toplum hayatına katılması ve eğitilmesi amacıyla Teali-i Nisvan Cemiyeti’ni kurdu. Bu cemiyetin hastabakıcılık dahil sosyal yardım faaliyetlerine katıldı. Üzerine ikinci bir evlilik yapmak isteyen kocasından ayrılarak (1910), iki çocuğuyla birlikte (yaşadığı yoğun psikolojik bunalıma rağmen) ayakta kalma mücadelesi verdi. 1917’de Dr. Adnan (Adıvar) ile evlendi.
Trablusgarp ve Balkan Savaşları döneminde diğer birçok Osmanlı aydını gibi fikrî bir dönüşüm/hesaplaşma yaşadı: Türkçülük akımına bağlandı; Türk Ocağı’nın faaliyetlerine katıldı; bu konuda çeşitli eserler verdi. Birinci Dünya Savaşı sırasında İttihat ve Terakki merkeziyle arasında (başta Ermeni tehciri olmak üzere) siyasî/fikrî ayrılıklar baş gösterince, Cemal Paşa’nın davetiyle Suriye’ye giderek eğitim meseleleriyle uğraştı (1916-1918). Darülfünun Edebiyat Fakültesi’nde Garp Edebiyatı hocası olarak görev yaptığı ve Türkiye’nin siyasî geleceğiyle ilgili tartışmalara katıldığı mütareke döneminde büyük bir ikilem yaşadı: Bir süre Wilson Prensipleri Cemiyeti üyesi olarak “muvakkat bir Amerikan mandasını ehven-i şer” görürken, İzmir’in işgalini protesto etmek için İstanbul’da yapılan mitinglerdeki konuşmalarıyla efsaneleşti. İstanbul’daki milliyetçi (Milli Mücadele yanlısı) çevrelerle Batılı devletlerin temsilcileri arasında bir diyalog çabası içinde oldu.
İstanbul’un işgaliyle birlikte bu ikilem bitti: Tek kurtuluş çaresi olarak Milli Mücadele’ye katıldı. Dr. Adnan’la birlikte gizlice Ankara’ya giderek (Mart/Nisan 1920), Mustafa Kemal’in yakın çevresinde yer aldı. İstanbul Hükümeti tarafından idama mahkum edildiği bu dönemde, gazetecilik ve propaganda çalışmalarında bulundu; Kızılay hastanelerinde çalıştı; Sakarya Savaşı öncesinden 30 Ağustos Zaferi’ne kadar Batı cephesinde savaşın bizzat içinde yer aldı. Kurtuluş Savaşı’nı bütün trajedisiyle resmeden eserler yazdı. Saltanatın kaldırılmasından sonra, Ankara Hükümeti’nin işgal kuvvetleri nezdindeki temsilcisi olarak görevlendirilen Dr. Adnan’la birlikte İstanbul’a taşındı (Aralık 1922). Biyografisinin en belirsiz dönemi, Mustafa Kemal ile yollarının kesin olarak ayrılmasından, eşiyle birlikte yurtdışına çıktıkları 1925’e kadar olan zamandır. Bu dönemde tek bilinen, Cumhuriyet’in ilanı sonrasında Milli Mücadele önderleri arasında (ya da İkinci Meclis içerisinde) başlayan fikir ayrılıkları sonucu kurulan ve eşinin faal olarak katıldığı Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı desteklediğidir.
Eşiyle beraber Atatürk’ün ölümüne kadar devam eden gönüllü sürgün döneminin dört yılını İngiltere’de, on yılını Fransa’da geçirdi. Yukarıda söz edilen iki ciltlik anılarını ve belli başlı romanlarını (örneğin, Sinekli Bakkal) yazdığı bu dönemde, iki kere çeşitli sürelerle Amerikan üniversitelerinde konferanslar verdi (1929, 1931-32). Bunları Hindistan’da verdiği bir dizi konferanslar takip etti (1935). Buralarda verdiği ve modern Türkiye’nin tarihsel oluşum sürecini anlattığı konferansları kitaplaştırdı: Turkey faces West (1930) ve Conflict of East and West in Turkey (1935). Atatürk’ün ölümünden sonra yurda dönünce (Mart 1939), İstanbul Üniversitesi’nde açılan İngiliz Edebiyatı kürsüsünün başına getirildi. 1950’de Demokrat Parti listesinden bağımsız milletvekili seçilerek girdiği TBMM’ye Ocak 1954’te kendi isteğiyle veda etti. 1955’te son fikrî eseri olan Türkiye’de Şark, Garp ve Amerikan Tesirleri’ni yayınladı. Aynı yıl eşini kaybettikten sonra inzivaya çekilen Halide Edip Adıvar Ocak 1964’te İstanbul’da öldü.

Paylaş Tavsiye Et