Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Asılıyorum
Bahar ülkesi
Ali Cengiz Tuğrul
Yaşasın bahar geldi!
Tamam.
Sokaklara çıkıp bağırmıyorsunuz.
Belki ağır takılmak istediğinizden.
Belki haykırmayı kendinize yediremediğinizden.
Onu bilemem.
Ama bütün zerrelerinizin “yaşasın bahar geldi!” diye haykırmasına engel olamıyorsunuz.
Onu biliyorum.
Boşuna dememiş şair “Beni bu güzel havalar mahvetti” diye.
Bu hınzır havaların mahvetmediği tek Allah’ın kulu yok.
Şairler, romancılar, denemeciler, köşeciler.
Memurlar, büyük ve küçük esnaf, sanayiciler.
Güllabiciler, muhallebiciler, leblebiciler.
Herkes ama herkes nasibini alıyor güzel havalardan.
“Havanı alırsın!” lafındakinden bambaşka bir hava bu.
Polenler sağa sola hercaice uçuşuyor.
Tekirler dişi tekirlerin peşinden pür neşe koşuşuyor.
Kuşlar bir sağa, bir sola kanat çırpışıp duruyor.
İnsanın ayakları yerden kesiliyor.
Aklınıza mukayyet olmazsanız, o bile kaçıp kurtulacakmış gibi geliyor insana.
 
BAHAR HAVASI
Öyle kışkırtıcı!
Öyle sersemletici!
Öyle sarhoş edici!
Öyle insanın aklını başından alıcı bir hava!
Tahtakale’ye varmak üzere yola koyuluyorsunuz.
Bir bakmışsınız ki Beylerbeyi’nde çayınızı yudumluyorsunuz.
İnsana attığı adımı, dokunduğu tuşu, söylediği sözü şaşırtan bir hava.
Ben ki koskoca Ali Cengiz Tuğrul’um;
Bu bahar hercailiğinden şaşkınım, yorgunum.
Ama mesudum.
Bu duygularında yalnız olmadığını bilmek, insanlık aleminin mütevazı bir üyesi olduğunu hissetmek de duygulandırıyor insanı.
Bu günlerde yazıp çizdiklerimizin, yapıp ettiklerimizin, söyleyip durduklarımızın üstünde baharın inkar edemeyeceğimiz bir katkısı var.
Hakkı var.
El emeği var.
Göz nuru var.
Bence en baş döndürücü, hayret ettirici, insanın aklından başını alıcı lafları Sn. Özkök sarfetti.
Sn. Özkök deyince karıştırabilir insan.
Bendeniz Ali Cengiz Tuğrul gibi yazar olanından bahsediyorum.
Sütunumu kolay kolay kimseye açmadığımı okurlarım iyi bilirler.
Ama Sn. Özkök’ün 17 Nisan tarihli bahar yazısı bu iltiması hak ediyor.
 
“İHANETE VE DÖNEKLİĞE METHİYE”
Başlığın kışkırtıcılığına bakar mısınız?
Öyle erguvanlardan filan bahseden bir bahar yazısı değil bu.
Bilimsel bir yazı.
Bill Bryson’un “Hemen Her Şeyin Kısa Tarihi” adlı kitabının harika bir tanıtım yazısı.
Sadakatsizlik geninin bulunması üzerine kaleme aldığım yazıdan her bakımdan daha mükemmel.
Kitaptan şu alıntıları yapmış Sn. Özkök.
“…Atomlarınız bilinmeyen sebeplerden ötürü vücudunuzun işine son verirler. Sessizce dağılır, başka şeyler oluşturmak üzere çekip giderler.”
“Ne yazık ki atomlar dönektir ve sadakatsizdir.”
“Sizi oluşturan atomların özel olan tek yanı, sizi oluşturuyor olmalarıdır.”
Buradan çıkarılacak ders şudur diyor Sn. Özkök;
Yaşamak, yok olmamak istiyorsanız;
“…Sizi oluşturan atomlar kadar dönek olmalısınız. Kendinize dair her şeyi, biçiminizi, büyüklüğünüzü, renginizi, türünüzü, aklınıza gelebilecek her şeyi değiştirmeye ve bunu tekrar tekrar yapmaya hazır olmalısınız.”
“Aldatmak yeni hayattır.”
“Döneklik hayatta kalabilmektir.”
 
YAŞAMAK İSTİYORSAN
Sn. Özkök’ün bu satırlar hakkındaki değerlendirmeleri de şöyle:
“Monica Belluci de, Einstein da…
Biraz karbon, biraz hidrojen. Üzerine oksijen ekleyin, bir miktar kükürt ve birkaç sıradan element.
Herhangi bir kasaba eczanesinde bile bulabileceğiniz alelade maddeler.
Üstelik ihanet hepsinin ortak kaderi.
…Hayatları boyunca aynı yerde durmayı erdem sayanlar için ne kötü haber.
Nesilleri tehlikede.
…O müfredat programları bize hala, dönekliğin aşağılık bir karakter olduğunu, ihanet ve aldatmanın ise neredeyse kanunlarla zapturapt altına alınması gerektiğini öğretiyor.
…Oysa bakın bilim ne diyor.
“Döneklik hayatta kalabilmektir.”
…Yanlış anlamayın.
Söyleyen ben değilim.
Bilim.
Ben onun yalancısıyım.
Yoksa ayağımıza batmış ayakkabı çivisi kadar alıştığımız bu yerleşmiş ahlaki düzenden ne şikayetim var, ne de onu yıkmayı isteyecek kadar takatim…”
Kanaatime göre Sn. Özkök’ün takatinin olmaması da bahar yorgunluğundandır.
Yoksa Sn. Özkök’ün, topuğuna batmış ahlakî düzen çivisini sökme sorumluluğundan kaçacak biri olmadığına cümle alem şahittir.
 
ŞAKA
Bir de 1 Nisan şakası var Sn. Özkök’ün.
Şakadaki inceliği anlayabilmeniz için bir iki kelam etmeme müsaade edin lütfen.
Okumadı iseniz de Metal Fırtına adlı kitabı mutlaka duymuşsunuzdur.
Amerika’nın Türkiye’ye muhayyel saldırısından bahseden şu malum kitap.
Kurguya göre Amerikalılar ani bir saldırı ile Toroslar’ı geçmişler, Ankara’yı vurmuşlardır.
İstanbul etrafında konuşlanmışlardır.
Saldırmaları an meselesidir.
Millet şaşkındır.
Nasıl bir yol izlemeleri gerektiğini düşünmektedir.
Yazar şöyle bir kurgu yapıyor bu kritik anlar için: “…Çok satan gazetelerden birisinin genel yayın yönetmenin yazısı mantıklı gelmişti onlara ve onun gibi mi düşünmeleri gerekiyordu?
Türkiye zor zamanlardan geçiyor.
Biliyorum hepiniz büyük bir infialin içindesiniz.
Hiç böyle bir şeyle karşılaşacağınızı düşünmemiştiniz ama oldu.
…Gelen haberlere göre birkaç gün sonra da İstanbul’a saldırmaya hazırlanıyorlar.
Gelin şimdi sakin olmaya ve mantıklı düşünmeye çalışın.
…Bakıyorum da artık yapacak bir şey yok.
Sizi direnişe çağıran bir yazı yazabilirdim.
Sizin ölmenizi isteyebilirdim.
Ama bunu demiyorum.
Ve biliyorum ki üzerime çok ama çok öfke çekeceğim.
Evet ben Amerikan işgaline karşı çıkılmamasını ve onlarla anlaşma yoluna gidilmesini savunuyorum.
Var mı bunu tartışmak isteyen?”
İnsanlar normal zamanlarda olsa küfredip geçerlerdi ama şimdi ne yapacaklarını bilemiyorlardı mealinde devam ediyor romanın yazarı.
1 Nisan’da ise Sn. Özkök şu satırları yazmış;
“Geçen pazartesi günü ABD’nin Ankara Büyükelçisi Eric Edelman’a şunu sordum:
‘Irak’ta savaşı kazanıyor musunuz, yoksa kaybediyor musunuz?’
‘Kazanıyoruz’ veya ‘Kaybediyoruz’ demedi.
Daha politik ama bence daha anlamlı şu cevabı verdi:
‘Irak halkı kazanıyor.’
…Türkiye geçen yıl müthiş bir ekonomik başarı elde etti.
…Hedefe bu kadar yaklaşmışken, şimdi bir takım psikolojik nedenlerle, gururumuzu kırdığını düşündüğümüz gerekçelerle, AB’den uzaklaşmak akıllıca bir iş mi?
Hemen öfkelenmeyin, yerinizden fırlamayın.
Sakin sakin düşünün, öyle cevap verin.
…Amerika Birleşik Devletleri büyük bir güç. Avrupa, Okyanus’un öteki kıyısına yeniden yaklaşıyor.
Böyle bir dönemde durup dururken, üç beş solcu eskisinin nostaljik öfkesini tatmin edeceğiz diye Amerika ile sürtüşmenin anlamı var mı?
…Kimse öfkelenmesin. İstediğim arzu ettiğim tek şey var.
Türk halkının daha zengin, daha medeni, daha müreffeh olması…
O nedenle üç beş fanatiği rahatsız etse de bu soruları sormaya devam edeceğim.”
Üsluplarını aynen taklit ederek romanın yazarları genç arkadaşlara usta gazeteci böyle şık bir 1 Nisan şakası ile mukabelede bulunmuş.
Ben bayıldım.
Sizlerle paylaşmak istedim.
Ne kadar neşeli oluyor şu Nisan.
Neşe doluyor insan!
 
SON SÖZ
Çok şükür ki bahar ülkesiyiz.

Paylaş Tavsiye Et