Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Toplum
Türk sinemasından Halit Refiğ geçti
İhsan Kabil
MİLLİ Sinema’da Yücel Çakmaklı’nın, Ulusal Sinema’da ise Halit Refiğ’in üst üste gelen vefatlarıyla, sinemamızın bu iki ana akımı isim babalarını kaybetti. Sözlük manasıyla birbirinin eşi gibi duran bu iki kavram, tarihimizin bir cilvesiyle aslında bütün bir Cumhuriyet döneminin de iki farklı yaklaşımını sergileyen bir anlam taşıyordu. Toplumsal yapımızın bütünüyle Batılı terimlerle tarif edilmesini reddeden “ulusal” olma hali, Yücel Çakmaklı’nın bir adım daha ileri giderek, dini-manevi hassasiyetlerimizi de göz önüne almak suretiyle tasvir ve temsil etmeye çalıştığı daha geniş bir müktesebatla “milli” diye tanımladığı bir görüntüye bürünüyordu.
Yeşilçam’ın çalkantılı tarihinde 1950’li yıllar oldukça büyük bir öneme sahiptir. Bu yıllarda belediye rüsum indirimiyle beraber sinema hayatına bir canlılık gelir ve birçok prodüktör bu sahaya adım atmaya başlar. Nakit akışının hareketlenmesiyle senaristler, teknik ekip ve resijörler de bu sahada zuhur ederler. 1952’de Lütfi Akad’ın çektiği Kanun Namına filmi sinema dilinin kuruluşuna dair ciddi emareler gösterirken, sinema yazarlığı da yerleşmeye ve tedricen sektörü etkilemeye başlar.
Sinemaya yazarlıktan giren Halit Refiğ’in ilk yazısı 1956 yılında çıkar. Daha sonra Nijat Özön ile Türkiye’nin ilk sinema dergisi olan Sinema’yı yayımlamaya başlarlar. Yaptıkları toplantılarda, daha sonra hepsi Yeşilçam’ın önemli yönetmenleri arasında sayılacak olan Metin Erksan, Memduh Ün, Osman Seden, Atıf Yılmaz da bulunur ve zamanın önemli filmlerini tartışırlar. Bu faaliyet biraz da Fransa’da dönemin ünlü dergisi Cahiers du Cinema etrafında toplanan sinema yazarlarından 1960’larla beraber Yeni Dalga akımının neşet etmesini andırır.
1961’de ilk filmi Yasak Aşk’ı çeken Halit Refiğ için artık sinema üzerine düşünmek ve sinemanın pratiğini yapmak başa baş gidecektir. Şehirdeki Yabancı (1962), Gençlik Hülyaları (1962), Şafak Bekçileri (1963), Şehrazat (1964), Evcilik Oyunu (1964), İstanbul’un Kızları (1964) 1960’ların ilk yarısında yönetmenin kamerasından birbiri ardına akseden filmler olur.
Halit Refiğ, ilk önemli çıkışını 1964’te köyden büyük şehre göçün toplumsal sonuçlarını işlediği ama açık sahnelerden de kaçınmadığı Gurbet Kuşları ile yapar. 1965’te çektiği Haremde Dört Kadın ise Kemal Tahir ile fikrî yol arkadaşlıklarıyla ortaya çıkan Ulusal Sinema anlayışının bir ürünü olarak seyirciyle buluşur. Film, bir Osmanlı paşasının konağında yaşanan olaylar çerçevesinde, Osmanlı’nın son günlerini getirecek olan Jöntürk hareketine bağlı bir doktorun gönül ilişkisini anlatır. Senaryo sürecinde Kemal Tahir gibi bir yazarın ve Ulusal Sinema gibi bir iddianın varlığına rağmen, karikatürize bir biçimde tasvir edilen, kaba şivesiyle öne çıkan paşa tiplemesi ve kadınlar arasındaki farklı cinsi temayüllerin resmedilişi seyirci tarafından sert tepkilerle karşılaşır. Refiğ daha sonra Kırık Hayatlar (1965), Karakolda Ayna Var (1966) gibi kayda değer filmler çeker.
Bir yandan pratik olarak film sektöründe yer alan Refiğ, öte yandan sürekli olarak Türkiye’deki sinema meselelerine kafa yormaktadır. Kemal Tahir’den başka Sencer Divitçioğlu, Selahattin Hilav, Osman Turan ve Mustafa Cezar ile Türk toplumunun gelişim sürecine dair tezlerde bir fikir birliğine gider. Böylece, Tanzimat’tan bu yana süregelen Batılılaşma cereyanı karşısında yerli duruşu savunan görüşleri öne çıkar. 1971 yılında yayımlanan Ulusal Sinema Kavgası eserinde şu görüşlere yer verir: “Toplumumuzda İkinci Viyana Kuşatması’ndan bugüne kadar süren çözülmenin önüne geçilmesi, yabancı toplumlara avuç açmayı bir adet halinden çıkarıp, ancak yerli üretim kaynaklarının geliştirilmesi, Türk toplumunun en kuvvetli devirlerindeki devlet ve halk özdeşliğinin yeniden sağlanması ile mümkün olabilir. Bu yolda Türk düşünürleri ile sanatçılarına büyük görevler düşmektedir. Batı’dan alınan düşünce sistemleri ve değer yargıları, Batı’dan alınan borçlar kadar toplumumuzu Batı’ya bağımlı kılmaktadır. Devlet ile halk özdeşliğinin yeniden sağlanması, yerli üretime dönüşün düşünce ve sanatta da yerli kaynaklara dönüşle pekiştirilmesini gerektirmektedir.” (s. 69-70)
1960’ların ortasında kurulan Sinematek Derneği’ndeki, Batı sinemasını önceleyen ve Türk sinemasının bu sinemanın anlatı unsurlarıyla şekillenmesini arzulayan çevreye Refiğ tepki gösterir. Türk sinemasındaki teşkilatlanmanın Ahi-Fütüvvet teşkilatlanması gibi olması, sinemamızın kendi anlatı geleneklerimizden beslenerek gelişmesi ve kendi tarihî ve edebi kaynaklarımızdan faydalanması gerektiğini savunur. Ulusal Sinema’ya örnek olarak da kendisinin Haremde Dört Kadın ve Bir Türke Gönül Verdim (1969) filmleri ile Metin Erksan’ın Sevmek Zamanı (1965)ve Kuyu (1968) filmlerini gösterir. Refiğ, daha sonra kitap olarak basılacak olan Sevmek Zamanı’nın senaryosunun önsözüne, filmin tasavvuftaki vahdet-i vücud düşüncesinden beslendiğini yazacaktır. Aslında Refiğ, manevi hissiyata oldukça yaklaşmış ancak daha ileri adımları atmamış bir sinema düşünürü izlenimi vermektedir.
1969 yapımı Bir Türke Gönül Verdim ve 1990 yapımı İki Yabancı, Refiğ’in Doğu-Batı sorunsalı çerçevesinde kültürlerarası farklılığı ve geçişkenliği irdelediği, Ulusal Sinema düşüncesine daha fazla uyacak filmleri olarak göze çarpar. İran’la ortak yapım olan, hayali bir kahramanı anlattığı Adsız Cengaver (1970) ise Türk sinemasında animatif özel efektin denendiği ender çalışmalardan biri sayılır.
1970’lerin ortasında Güzel Sanatlar Akademisi Sinema-TV Enstitüsü’nde öğretim üyeliğine başlayan Refiğ, ardından ABD’de University of Wisconsin’de dersler verir. 1978-79’da tekrar sinema yazarlığına döner ve Milliyet gazetesinde çok ciddi makaleler kaleme alır. 1975’te TRT’de yayınlanan, Halit Ziya Uşaklıgil’den uyarladığı Aşk-ı Memnu, büyük bir seyirci teveccühüyle karşılaşırken, daha sonra Kemal Tahir’in aynı adlı romanından uyarladığı Yorgun Savaşçı yakılmak gibi bir akıbete uğrayacaktır. 1972’de çektiği Fatma Bacı ise Ulusal Sinema zemininin Yücel Çakmaklı ile şekillenen Milli Sinema anlayışına en fazla yaklaştığı film olacaktır.
Psikolojik bir tema etrafında gelişen Teyzem (1980);manevi bir kurtuluş hikayesi olan ama yer yer açık sahneler de ihtiva eden Kurtar Beni (1987); yaşlılık, İstanbul ve yitmekte olan değerler üzerine Hanım (1988); yine bir Kemal Tahir uyarlaması olan Karılar Koğuşu (1989);patetik bir anlatıma sahip Gelinlik Kız (2000)Refiğ’in değerli ve değişik açılardan duyarlılık izhar eden eserleri olarak göze çarpacaktır.
Halit Refiğ’in Ulusal Sinema Kavgası kitabının yanında Mimar Sinan hakkında kaleme aldığı Koca Sinan ve ünlü Rus şair Puşkin’in iki yüz yıl evvel Erzurum’a yaptığı seyahat anılarından oluşturduğu Puşkin Erzurum’da adlı iki senaryosu Dergah Yayınları tarafından yayımlanmıştır. Türk sinemasının iki ana akımının isim babaları olan Yücel Çakmaklı ve Halit Refiğ’in Türk sineması ve düşüncesine yaptıkları katkılar önemli araştırmaları beklemektedir.

Paylaş Tavsiye Et