Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Gündem
İran seçimleri Obama’nın hesaplarını bozdu
Yahya Bostan
ABD Başkanı Barack Obama’nın değişim söylemini, özellikle İslam dünyası ile ilişkiler, Filistin sorunu ve İran konusunda dış politikaya ne kadar uyarlayabileceği merak konusuydu. İslam dünyasına mesaj vermek için elini çabuk tutan Obama, ilk röportajını bir Arap televizyonuna verdi; Ortadoğu sorununun çözümü için İsrail’e baskı uygulamaya başladı; Mısır’da gerçekleştirdiği tarihî konuşmada İslam dünyasına zeytin dalı uzattı; İran’ın nükleer çalışmalarıyla ilgili krizin diplomasi yoluyla çözüleceği mesajını verdi. Obama’nın Tahran’a gönderdiği iyi niyet mesajları, yılbaşında el-Arabiya televizyonunda İslam dünyasına yönelik ilk konuşmasında başladı ve 12 Haziran’da İran’da yapılan seçimlere kadar artarak devam etti. Tahran yönetimine “Sıktığı yumruğu açarsa ona uzanmış elimizi bulacak” mesajı gönderen Obama, 20 Mart’ta İran halkının Nevruz Bayramı’nı kutladı ve “İran, ABD ve uluslararası toplum arasında yapıcı ilişkiler kurmaya çalışacağım” dedi.
Yeni yönetimin kamuoyu önünde yaptığı bu çağrıları yanıtsız bırakmak, İran için en azından stratejik bir hata olurdu. İran “gerginlik yanlısı” olmadığını göstermek zorundaydı ve öyle de yaptı. Obama’ya “geçmiş hatalar”ı hatırlattı. Obama ise buna İranlıların hafızasına kazınan iki büyük hatayı gündeme getirerek karşılık verdi. Eski başbakanlardan Muhammed Musaddık’ın 1953’te bir darbeyle indirilmesini ve Saddam’ın İran-Irak Savaşı sırasında İran’a karşı kimyasal silah kullanmasına ses çıkarılmamasını işaret ederek “Bu tür hataları geçmişte yaptık, artık ileriye bakalım” dedi. Dahası Obama’nın İran’a yaklaşımı sözde de kalmadı; Haziran ayı başında, 4 Temmuz’da yapılacak Bağımsızlık Günü kutlamalarına otuz yıl sonra ilk kez İranlı diplomatlar da davet edildi.
 
Obama’nın Tahran’a İhtiyacı Var
Elbette bu yeni stratejinin reel dayanakları bulunuyor. Öncelikle yeni yönetim, sert politikaların sorunlara çözüm getirmediğinin farkına vardı. ABD, Bush taktikleriyle İran’ı nükleer faaliyetlerinden vazgeçiremiyor. Sertlik politikası söz konusu olduğunda Washington, enerji oyununun önemli ayaklarından İran’a karşı başta Rusya olmak üzere uluslararası toplumu harekete geçirmekte güçlük çekiyor. Bu aslında ABD’nin etki gücünün zayıf yanlarını da ortaya çıkarıyor. Diğer yandan Tahran üzerindeki bu baskı ABD’nin özlediği rejim değişikliğini geciktiriyor; çünkü İran içinde ekonomi ya da yolsuzluk gibi reel sorunların tartışılmasını engelliyor.
Obama’nın yakınlaşma politikasının diğer bir dayanağı İslam dünyası ile kurmaya çalıştığı diyalog. Ancak dahası var. ABD, İran’la bir orta yol bulmaya çabalıyor; çünkü kim ne derse desin, İran’ın Ortadoğu’da en azından istikrarsızlaştırma yetisi bulunuyor. “İki azılı düşman” Irak’ta Saddam ve Afganistan’da Taliban rejimlerinin devrilmesi, şimdi de Pakistan tecrübesinden sonra kimi noktalarda ortak çıkarları olabileceği sonucuna vardılar. Amerikan çıkarlarına uygun, daha istikrarlı bir Ortadoğu için ABD’nin İran’la iletişim kurmaya ihtiyacı var.
 
Seçimler Tüm Hesapları Bozabilir
Seçimler olmasaydı, yakınlaşmanın ayak seslerini şüphesiz daha güçlü bir şekilde duyuyor olacaktık. Her ne kadar ABD Başkanı Obama düşünce kuruluşları, lobiler ve medyadan gelen tüm baskılara rağmen İran seçimleri ile ilgili tartışmalardan kısmen uzak kalmayı tercih etse de, yaşanan gelişmeler yeni açılımın başarısı için elzem olan karşılıklı güvene sert bir darbe vurmuş oldu. Tahran’da sokak gösterileri başlar başlamaz Washington’daki düşünce kuruluşlarında rejim muhaliflerinin katıldığı İran toplantıları düzenlendi; medya İran’daki çatışma görüntülerini gündemin birinci maddesi haline getirdi; başta Senatör John McCain olmak üzere Cumhuriyetçiler, Başkan Obama’yı İran’a karşı yumuşak davranmakla suçladı. ABD’de, İran’da bir karşı devrim olduğu ve buna seyirci kalınamayacağı görüşü güçlü bir şekilde dile getirildi. Amaç Obama’nın İran’daki tartışmaya müdahil ve taraf olmasını sağlamaktı. Bu arada Washington’da konuya serinkanlı yaklaşan ve “Ahmedinejad seçimi kazandı. Pembe hayallere kapılmanın gereği yok.” diyen Flynt Leverett gibi uzmanların sesi yoğun kamu diplomasisi altında ezildi.
Bu baskı Obama’nın yeni stratejisini tehlikeye sokacak bir adım atmasına yetmedi. Her ne kadar çatışmalarla paralel olarak üslubunu sertleştirse de “İran’ın içişlerine müdahale”den uzak durmaya çalıştı. Tahran’ın da Obama ile ileride kurulacak bir işbirliğini engelleyecek sert eleştirilerden kaçındığı gözlendi. Üstelik Tahran yönetimi bu kez ilginç bir şekilde ABD’den çok İngiltere ve Avrupa ülkelerini “içişlerine müdahil olmak”la suçladı. Dinî lider Ayetullah Ali Hamaney’in Cuma hutbesinde “İngiliz fesadı”ndan bahsetmesi, Londra ile Tahran arasında diplomatların sınır dışı edilmesi, elçilerin kısa süreli müzakere için başkentlere geri çekilmesine varacak düzeyde gerilim yaşanmasına neden oldu.
 
Seçim Sonrası İhtimaller

Tüm bu süreç göz önüne alındığında şu soru anlam kazanıyor: İran seçimleri sonrasında yaşananlar, ABD ve AB ülkelerinin gelişmelere verdiği tepki ve karşılıklı güven kaybı, Obama’nın İran’la diyalog esaslı politikasına zarar verir mi? ABD Başkanı’nın bu süreçteki yaklaşımı “bekle ve gör” şeklinde olsa da İran yönetimi, seçimler sırasında Batı basınının ve AB ülkelerinin ortaya koyduğu tavır nedeniyle daha çok içe kapanacağı bir sürece giriyor. Yani bu süreç, İran tarafında daha önceki şüpheleri doğrulayan, rejimin tehlikede olduğu korkularını körükleyen bir süreç. Örneğin Hamaney, Obama’nın seçimlerden hemen önce kendisine gönderdiği iyi niyet mektubuna atıf yaparak “O mektuba mı inanacağız, şu anda yaptıklarına mı?” diyerek güven kaybını açıkça ifade etti. Bu çerçevede İran’dan 2009 sonuna kadar makul ve olumlu bir karşılık beklemek neredeyse imkansız hale geldi. Daha önce İran’a bir yıldan fazla süre veren ancak üzerindeki baskı nedeniyle bu süreyi 31 Aralık 2009’a çeken Obama, 1 Ocak 2010’da İran’a karşı harekete geçmesi için büyük bir baskı altında kalabilir. Seçimler sırasındaki sessizliği de yine Obama üzerinde bir baskı aracı olarak kullanılacaktır. Hal böyleyse İran’da yaşananlar a) genelde İran-Batı, özelde ise İran-ABD diplomatik yakınlaşmasının darbe alması, b) İran’ın güvenlik kaygıları nedeniyle içe kapanması, c) Tahran’ın uzlaşmaya yanaşmayacak olması nedeniyle Obama yönetimi üzerinde daha sert önlemler için baskı kurulması, d) sorunun çözümünün daha ileriki tarihlere ertelenmesi, e) eskiden masada duran sert kartların yeniden açılması ihtimalleriyle sonuçlanabilir. Bu ihtimallerden ne Obama yönetimi ne de İran kazançlı çıkacaktır.


Paylaş Tavsiye Et