Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Dosya
Törenin cinayeti, cinayetin töresi
Mazhar Bağlı
TÖ­RE ve na­mus ci­na­yet­le­ri, Tür­ki­ye’nin en te­mel top­lum­sal so­run­la­rın­dan bi­ri­si­dir. Bu so­run çok çe­şit­li top­lum­sal norm­la­rı içe­ren ge­niş bir et­ki ve et­ki­len­me ala­nı­na sa­hip­tir. Top­lum­da ge­le­nek­sel dö­nem­ler­den be­ri de­vam eden tö­re ve na­mus ci­na­yet­le­ri­nin sağ­lık­lı bir bi­çim­de oku­na­bil­me­si ve an­la­şı­la­bil­me­si an­cak söz ko­nu­su top­lum­sal di­na­mik­le­rin da­yan­dı­ğı de­ğer­le­ri araş­tır­mak ve ge­niş bir pers­pek­tif­ten oku­mak­la müm­kün­dür.
 
Tö­re ve Na­mus Ci­na­yet­le­ri­nin Di­na­mik­le­ri
“Na­mus”, “şe­ref/onur”, “hay­si­yet” gi­bi ifa­de­ler bir­çok kül­tür­de bu­lun­ma­sı­na rağ­men her bir top­lum­da fark­lı çağ­rı­şım­la­rı ve an­lam­la­rı olan kav­ram­lar­dır. Bu kav­ram­la­rın han­gi tu­tum ve an­lam­la­rı içer­di­ği ko­nu­su, esa­sın­da ta­ma­men kül­tür-ta­rih­sel­dir. Bu du­rum hem bu kav­ram­la­rı so­mut­laş­tır­ma­yı hem de an­la­ma­yı zor­laş­tır­mak­ta­dır. Ki­mi top­lum­lar­da bir­çok alan­da dü­rüst­lü­ğü ve nor­ma­tif de­ğer­le­ri içe­ren bir ki­şi­li­ği im­le­yen na­mus kav­ra­mı­nın gü­nü­müz top­lu­mun­da­ki en so­mut çağ­rı­şı­mı ka­dın te­ni üze­rin­den kur­gu­la­nan if­fet ile ör­tüş­mek­te­dir. Do­ğu top­lum­la­rın­da “na­mus”, kır-kent ve et­nik kö­ken ay­rı­mı ya­pıl­mak­sı­zın çok önem­li bir top­lum­sal de­ğer­dir ve bu önem, so­yun te­miz bir kö­ke­ne da­yan­ma­sı, di­nî fak­tör­ler ve di­ğer ba­zı top­lum­sal de­ğer­ler­den kay­nak­lan­mak­ta­dır.
Özel­lik­le de Or­ta­do­ğu top­lum­la­rın­da bu kav­ra­mın en so­mut yan­sı­ma ala­nı­nın ka­dın­lık rol­le­ri­ne in­dir­gen­di­ği ve da­ha­sı be­ka­ret bağ­la­mın­da kur­gu­lan­dı­ğı gö­rü­lür. Her ne ka­dar if­fet ke­li­me­si tam ola­rak her iki cins için gay­ri­meş­ru iliş­ki ya­şa­ma­mak an­la­mın­da bir içe­ri­ğe sa­hip ise de gü­nü­müz­de doğ­ru­dan ka­dı­nın if­fe­ti ola­rak top­lum­sal de­ğer­ler­de yer et­mek­te­dir. Bir ka­dı­nın gay­ri­meş­ru bir iliş­ki ya­şa­ma­sı­nın if­fe­ti­ni ko­ru­ma­ma­sı ola­rak gö­rül­me­si­ne kar­şın er­kek­le­rin gay­ri­meş­ru iliş­ki­si if­fet­siz­lik ola­rak gö­rül­mez. Oy­sa na­mus, şe­ref, hay­si­yet ve iz­zet gi­bi kav­ram­lar as­lın­da ki­şi­le­rin top­lum­sal de­ğer­ler bağ­la­mın­da sa­hip ol­duk­la­rı iti­bar ve sta­tü­yü be­lir­le­yen me­ta­fo­rik bir kur­gu­dur. Bu kur­gu­ya eş­lik eden bir di­ğer tö­re­sel de­ğer ise bu­nun an­cak kan­la te­miz­le­ne­bi­le­ce­ği inan­cı­dır.
Ger­çek­te ise “na­mu­su an­cak kan te­miz­ler” dü­şün­ce­si ah­la­ki bir zaa­fa işa­ret eder. Çün­kü şid­det duy­gu­su­nu kon­trol et­me­yi sağ­la­yan en önem­li pa­ra­met­re­ler etik ve hu­kuk­tur. Hem etik hem de hu­kuk son ker­te­de de­ğer-ba­ğım­lı bir öner­me­den tü­re­ti­len yar­gı­lar­dır. Oy­sa tö­re ve na­mus ci­na­yet­le­rin­de her iki ala­nın da ih­lal edil­di­ği gö­rü­lür. Bi­rin­ci ih­lal şid­de­tin kon­trol edi­le­me­miş ol­ma­sı­dır ki bu du­rum er­dem­li ol­ma­yı dış­la­yan bir dav­ra­nı­şa yas­lan­mak­ta­dır. Bir di­ğer ih­lal ise çif­te stan­dart­lı ve ki­şi­sel yar­gı­la­ma an­la­yı­şı­nı ege­men kı­lan bir dü­şün­ce­nin kök sal­ma­sı­dır.
As­lın­da Do­ğu ile Ba­tı’nın na­mus al­gı­la­ma­la­rın­da­ki fark­lı­laş­ma, ge­nel fel­se­fi ve dün­ya­ya ba­kış­la­rıy­la pa­ra­dok­sal bir du­rum arz eder. Ba­tı top­lum­la­rı bu­nu zi­hin­sel bir ol­gu, Do­ğu top­lum­la­rı ise ten­sel bir pra­tik ola­rak gör­mek­te­dir. Oy­sa­ki bu iki top­lu­mun da­yan­dı­ğı fel­se­fi ge­le­ne­ğe ba­kıl­dı­ğın­da tam ter­si bir du­ru­mun ol­ma­sı bek­le­nir. Ba­tı fel­se­fe­si he­sap­la­na­bi­lir bir ras­yo­na­li­te üze­rin­den var­lık bu­la­rak top­lu­mu dö­nüş­tü­ren bir di­na­mizm­dir. Do­ğu top­lum­la­rı ise mis­tik olan bir dü­şün­sel tarz üze­rin­den kur­gu­la­nan bir ge­li­şim sey­ri­ne sa­hip­tir. Na­mus ko­nu­sun­da ise ak­si bir du­ru­mun var ol­du­ğu gö­rü­lür. Bu pa­ra­dok­sal du­rum as­lın­da so­ru­nu hem so­yut bir ala­na kay­dır­mak­ta hem de çe­liş­ki­li bir al­gı­la­ma­nın top­lum­sal­laş­ma­sı­nı do­ğur­mak­ta­dır.
Esa­sın­da na­mus kav­ra­mı Yu­nan­ca No­mos’tan gel­mek­te­dir. Ka­nun an­la­mı­na ge­len kav­ram, ev­ren­sel hu­kuk­tan çok ye­rel ola­na iliş­kin bir bağ­la­ma sa­hip­tir. İşin tö­re ve âdet­ler­le olan iliş­ki­si de bu­ra­ya da­yan­mak­ta­dır. Bun­dan do­la­yı da tö­re ve na­mus ci­na­yet­le­ri­ni bel­li bir et­nik grup­la öz­deş­leş­tir­mek yan­lış­tır. Bu­gün dün­ya­nın pek çok top­lu­mun­da kar­şı­la­şı­lan tut­ku ve kıs­kanç­lık ci­na­yet­le­ri de ben­zer bir man­tık­sal kur­gu­dan doğ­muş­tur. Dik­kat­li bir bi­çim­de ta­ri­he bak­tı­ğı­mız­da An­tik Yu­nan ve Ro­ma’dan baş­la­mak üze­re gü­nü­mü­ze ka­dar Ba­tı kül­tü­rün­de de na­mus kav­ra­mı­nın çok önem­li bir sos­yal de­ğer ola­rak var­lı­ğı­nı sür­dür­dü­ğü gö­rü­lür. Bu du­rum ken­di­si­ni özel­lik­le dü­el­lo ol­gu­sun­da/ge­le­ne­ğin­de da­ha da so­mut ola­rak gös­te­rir. Ho­me­ros’un Tru­va des­ta­nın­da an­la­tı­lan hi­ka­ye­den Go­et­he’nin Fa­ust ve Chris­ti­an Fri­ede­rich Heb­bel’in Ma­ri­a Mag­da­le­na ad­lı dram­la­rı­na ka­dar çe­şit­li eser­ler­de ve yi­ne VII­I. Henry’nin ikin­ci eş ola­rak ev­len­di­ği (res­mî) met­re­si An­ne Bo­leyn’in idam edil­me­sin­de na­mus çağ­rı­şım­la­rı ve “na­mu­su te­miz­le­me” gi­ri­şi­mi ve­ya iha­net suç­la­ma­sı söz ko­nu­su­dur.
Bü­tün bu an­la­tı­lan­lar na­mus kav­ra­mı­nın te­mel­de cin­sel­li­ği ve de ka­dı­nın cin­sel­li­ği­ni içe­ren bir kav­ram ola­rak top­lum­sal­laş­tı­ğı­nı gös­ter­mek­te­dir. Şüp­he­siz is­ta­tis­tik­sel ola­rak bak­tı­ğı­mız­da, Ak­de­niz ül­ke­le­rin­de, Müs­lü­man ül­ke­ler­de ve Tür­ki­ye’de, özel­lik­le de Do­ğu ve Gü­ney­do­ğu böl­ge­le­rin­de bu tür ci­na­yet­ler da­ha sık iş­len­mek­te­dir.
Bu top­lum­lar gö­re­ce da­ha ge­le­nek­sel iliş­ki­le­re sa­hip­tir ve bi­rin­cil iliş­ki­ler ege­men­dir. Bi­rey an­cak bel­li bir gru­bun üye­si ol­du­ğu za­man bir kim­lik ve şah­si­yet ka­za­na­bil­mek­te­dir. Da­ha açık­ça­sı bi­re­yin ken­di­si­ne ait bir kim­lik ve ki­şi­lik oluş­tu­ra­bil­me­si an­cak bel­li bir top­lum­sal ka­te­go­ri­ye bağ­lı­lık­la ger­çek­le­şe­bi­lir.
Bu top­lum­sal­laş­ma sü­re­ci­ni be­lir­le­yen ajan­la­rın bi­re­ye ka­zan­dır­dı­ğı dün­ya gö­rü­şü­nün be­lir­le­yi­ci ro­lü­nün ber­ta­raf edil­me­si­ne gi­den yol ise bi­rey­sel­leş­mek­ten ge­çer. Bi­rey­sel­leş­me ise hem mo­dern­leş­me­den hem de in­sa­nın do­ğa­sın­dan kay­nak­la­nan bir di­zi so­ru­nu içer­mek­te­dir. Na­mu­sun top­lum­sal de­ğer ve norm­lar­la olan iliş­ki­si, hu­ku­ki yap­tı­rım­la­rın ka­mu vic­da­nın­da­ki kar­şı­lı­ğı ve ka­dı­na kar­şı ay­rım­cı­lı­ğın do­ğur­du­ğu şid­de­tin bo­yut­la­rı ço­ğu za­man bu ci­na­yet­le­rin asıl di­na­mi­ği­ni oluş­tur­mak­ta­dır. Oy­sa Tür­ki­ye’de bu ko­nu da­ha çok ge­le­nek­sel­lik ve din te­me­lin­de ele alın­mak­ta­dır. Kuş­ku­suz her iki fak­tör de bu ko­nu­yu et­ki­le­yen ve be­lir­le­yen bir ko­nu­ma sa­hip­tir; an­cak bu yak­la­şım so­ru­nun bi­rey­sel ve sos­yo­lo­jik yö­nü­nü göz ar­dı ede­bi­le­cek bir yak­la­şı­mı da be­ra­be­rin­de ge­ti­re­bi­lir. Tö­re ve na­mus ci­na­yet­le­ri so­ru­nu­nu bah­si ge­çen üç alan­dan ha­re­ket­le oku­mak da­ha ger­çek­çi ve sağ­lık­lı ola­cak­tır. Ak­si hal­de bu ci­na­yet­le­rin so­rum­lu­lu­ğu­nu ci­na­yet iş­le­yen bi­rey­ler­den çok “so­yut top­lum­sal” ala­na yük­le­ye­cek bir an­la­yı­şın doğ­ma­sı ka­çı­nıl­maz ola­cak­tır.
Bu ris­ki de dik­ka­te ala­rak Tür­ki­ye’de tö­re ve na­mus ci­na­ye­ti iş­le­yen mah­kum­lar­la gö­rü­şü­le­rek bir araş­tır­ma­nın ya­pıl­ma­sı fik­rin­den ha­re­ket­le, TÜ­Bİ­TAK ta­ra­fın­dan des­tek­le­nen bir pro­je kap­sa­mın­da ger­çek­leş­tir­di­ği­miz ça­lış­ma­nın so­nu­cu da esa­sın­da bu var­sa­yım­la­rı doğ­ru­lar ni­te­lik­te­dir. El­de­ki ve­ri­le­re gö­re bi­rey­ler na­mu­su ya­şa­mın te­mel ga­ye­si ve vaz­ge­çil­me­zi ola­rak gör­mek­te ve her na­mus ih­la­li­nin de bir yap­tı­rım­la ce­za­lan­dı­rıl­ma­sı ge­rek­ti­ği­ne inan­mak­ta­dır. Na­mus ge­rek­çe­si ile ci­na­yet iş­le­yen­le­rin çev­re­den olum­lu tep­ki al­dık­la­rı ve top­lum için­de hay­li iti­bar ka­zan­dık­la­rı gö­rül­müş­tür. Söz­ge­li­mi piş­man olan­la­rın ora­nı %44, iş­le­di­ği ci­na­yet­ten do­la­yı ai­le­sin­den olum­suz tep­ki alan­la­rın ora­nı ise sa­de­ce %36’dır.
Tür­ki­ye’de bu ci­na­yet­le­ri iş­le­yen­le­rin sos­yo-de­mog­ra­fik özel­lik­le­ri de en çok gün­de­me ge­len ko­nu­lar­dan bi­ri­si­dir. Özel­lik­le “ai­le mec­li­si” ka­ra­rı ko­nu­nun te­mel tar­tış­ma oda­ğı­dır. Kuş­ku­suz bu ol­gu so­ru­nu an­la­mak açı­sın­dan önem­li­dir; ama hu­ku­ki bir te­mel oluş­tu­ra­cak ka­dar so­mut de­ğil­dir. Ni­te­kim 2008’de Di­yar­ba­kır’da de­vam eden bir tö­re ci­na­ye­ti da­va­sın­da mah­ke­me­nin, ai­le mec­li­si ka­ra­rı­nı de­lil ola­rak ka­bul et­se de, na­sıl bu­na ulaş­tı­ğı ko­nu­su hu­kuk­çu­lar ta­ra­fın­dan tar­tış­ma ko­nu­su ol­muş­tur (San­dık Ola­yı). Ni­te­kim pro­je çer­çe­ve­sin­de gö­rü­şü­len ki­şi­le­rin ai­le­le­rin­den ola­ya olum­lu ba­kan ve “ol­ma­sı ge­re­ken buy­du” di­yen­le­rin ora­nı ise %42,1’dir.
Pro­je kap­sa­mın­da ya­pı­lan ça­lış­ma ile fark edi­len bir di­ğer ko­nu da şim­di­ye ka­dar dil­len­di­ri­len te­mel id­di­ala­rın ve­ya ka­bul­le­rin önem­li bir kıs­mı­nın doğ­ru ol­ma­dı­ğı­dır. Tür­ki­ye’de ko­nuy­la il­gi­li var olan yay­gın ka­na­at­ler şun­lar­dır: Tö­re ci­na­yet­le­ri ce­za­î yap­tı­rım­dan kur­tul­mak için özel­lik­le 18 ya­şın al­tın­da­ki ai­le bi­rey­le­ri­ne iş­le­til­mek­te­dir; ci­na­ye­tin iş­len­me­si­ni is­te­yen so­mut bir ai­le mec­li­si var­dır; tö­re ci­na­yet­le­ri­nin asıl re­fe­ran­sı din­dir, İs­lam’dır; bu so­run sa­de­ce Tür­ki­ye’nin Gü­ney­do­ğu ve Do­ğu böl­ge­le­rin­de, özel­lik­le de Kürt­ler ara­sın­da gö­rül­mek­te­dir; da­ha çok eği­tim­siz bi­rey­ler tö­re ci­na­ye­ti iş­le­mek­te­dir; ci­na­yet iş­le­yen­le­rin mad­di im­kan­la­rı sı­nır­lı­dır; ge­le­nek­sel ai­le iliş­ki­le­ri­ne sa­hip olan yö­re­ler­de da­ha sık gö­rül­mek­te­dir. An­cak bu yar­gı­la­rın bir kıs­mı ya ta­ma­men ya da önem­li öl­çü­de yan­lış­tır.
Pro­je kap­sa­mın­da 190 ki­şi ile gö­rü­şül­müş­tür. El­de edi­len ve­ri­le­re gö­re, söz­ge­li­mi na­mus ci­na­ye­ti iş­le­yen­ler için­de 18 ya­şın al­tın­da­ki­le­rin ora­nı %9’dur. Ci­na­yet iş­len­me­si­ni is­te­yen bir ai­le ya­pı­sı ve ka­ra­rı ol­sa da bu otu­ru­lup ka­ra­ra va­rı­la­rak ger­çek­leş­ti­ri­len bir ey­lem de­ğil­dir; ço­ğun­luk­la ken­di­li­ğin­den ge­liş­mek­te­dir. Ça­lış­ma­nın en il­ginç ve­ri­le­rin­den bi­ri­si de eği­tim dü­ze­yi­ne iliş­kin­dir; %2,1’i üni­ver­si­te ve li­san­süs­tü, %21,6’sı li­se ve %35,8’i ilk ve or­ta-
okul me­zu­nu olup, sa­de­ce %8,9’u oku­ma-yaz­ma bil­me­mek­te­dir.
Bu ve­ri­ler so­ru­nun cid­di ve kar­ma­şık ol­du­ğu­nu gös­ter­mek­te­dir; do­la­yı­sıy­la çö­züm ara­yış­la­rı da zor ve uzun va­de­li ol­mak du­ru­mun­da­dır. Sa­de­ce ya­sal dü­zen­le­me­ler­le bu so­ru­nun çö­zül­me­si­ni bek­le­me­mek ge­re­kir. Ni­te­kim yü­rü­tü­len araş­tır­ma­da da mah­kum­la­rın sa­de­ce %14,7’si ce­za­î yap­tı­rı­mın ağır­laş­tı­rıl­ma­sı­nın cay­dı­rı­cı ola­bi­le­ce­ği­ni ifa­de et­miş­tir.
 
So­nuç ve De­ğer­len­dir­me
Tö­re ve na­mus ci­na­yet­le­ri ge­rek Tür­ki­ye’de ge­rek­se di­ğer Ak­de­niz ve Or­ta­do­ğu ül­ke­le­rin­de an­cak bi­rey­sel­leş­me, hu­kuk ve top­lum­sal de­ğer re­fe­rans­la­rı­nın li­be­ral­leş­me­si ile za­man için­de çö­zü­le­bi­lir. Lo­kal alan­lar­dan baş­la­mak kay­dıy­la yü­rü­tü­le­cek ça­lış­ma­lar son de­re­ce et­ki­li ola­cak­tır. Mer­ke­zî hü­kü­met­ler ile si­vil top­lum ku­ru­luş­la­rı­nın or­tak­la­şa yü­rü­te­cek­le­ri bil­gi­len­dir­me ve bi­linç­len­dir­me pro­je­le­ri ha­ya­ta ge­çi­ril­me­li­dir.
El­bet­te bu­gün ar­tık ge­le­nek­sel dö­nem­ler­den kal­ma de­ğer­ler üze­ri­ne bir top­lum­sal ya­pı­nın in­şa edil­me­si dü­şü­nül­me­mek­te­dir. An­cak bel­li ta­rih­sel ko­şul­la­rın da­yat­tı­ğı ki­mi de­ğer­le­rin ev­ren­sel ol­du­ğu dü­şün­ce­si yan­lış­tır. Bir di­ğer yan­lış­lık da top­lum­la­rın sa­hip ol­duk­la­rı kül­tü­rel de­ğer­le­rin bir baş­ka­sı ile kar­şı­laş­tı­rı­la­rak de­ğer­len­di­ril­me­si­dir. Ba­tı top­lum­la­rı­nın hu­ku­ka ve ev­ren­sel norm­la­ra uy­ma­yan ki­mi ge­le­nek­le­ri ber­ta­raf et­me­de Do­ğu­lu top­lum­lar­dan da­ha ba­şa­rı­lı bir per­for­mans gös­ter­dik­le­rin­de kuş­ku yok; ama bu on­la­rı gö­re­ce da­ha üs­tün ve me­de­ni kıl­maz.
Bu­ra­da her­han­gi bir ke­si­mi ve­ya top­lu­mu suç­la­mak ve­ya bir gü­nah ke­çi­si ara­mak ye­ri­ne, bu ci­na­yet­le­ri te­tik­le­yen fak­tör­le­ri bu­lup bun­lar­la na­sıl baş edi­le­bi­le­ce­ği­ne ka­fa yor­mak da­ha iş­lev­sel ola­cak­tır.

Paylaş Tavsiye Et
Yazara ait diğer yazılar
Mazhar Bağlı