Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Dosya
Töre konusunda “yerli bir dünya görüşü” lazım
Ali Murat Yel
İN­SAN­LA­RIN bir ara­da ya­şa­ma­la­rı­nın so­nu­cu ola­rak her top­lum, top­lu­luk ve grup­ta bir­ta­kım ku­ral­la­rın bu­lun­ma­sı ka­çı­nıl­maz­dır. Bu ku­ral­la­rın top­lum­da­ki bi­rey­le­rin mu­ta­ba­ka­tı so­nu­cu or­ta­ya çık­ma­sı ve asır­lar bo­yun­ca uy­gu­la­nıp de­ne­nir­ken bir ne­vi fil­tre­den ge­çip sü­zü­le­rek gü­nü­mü­ze ka­dar gel­me­si, on­la­rın ken­di iç­le­rin­de doğ­ru ol­du­ğu so­nu­cu­nu da be­ra­be­rin­de ge­ti­rir. Top­lum­la­rın mo­dern­le­şip şe­hir­leş­me ora­nı­nın yük­sel­me­siy­le bi­rey­le­rin uy­mak­la yü­küm­lü ol­duk­la­rı ku­ral­lar ya­zı­lı ha­le ge­ti­ri­lip ka­nun­lar­la be­lir­le­nir­ken, özel­lik­le ge­le­nek­sel un­sur­la­rı hâ­lâ ta­şı­yan kır­sal böl­ge­ler­de söz­lü ge­le­nek­le ne­sil­den ne­si­le ak­ta­rı­lan âdet­ler, gö­re­nek­ler ve tö­re­ler de­ğiş­me­ye kar­şı ko­ya­bil­dik­le­ri öl­çü­de var­lık­la­rı­nı de­vam et­ti­re­bi­lir­ler. Hat­ta bu tür top­lu­luk­lar­da bu ku­ral­la­ra uy­ma­mak, dış­lan­ma­ya ka­dar gi­den ağır ce­za­la­ra ve yap­tı­rım­la­ra se­bep ola­bi­lir. Bu açı­dan ba­kıl­dı­ğın­da tö­re­ler bir çe­şit top­lum­sal ah­lak ku­ral­la­rı ola­rak kar­şı­mı­za çı­kar. “Ah­lak” ola­rak ele alın­dı­ğın­da da tö­re­ler or­ta­ya çık­tık­la­rı dö­nem­de­ki mev­cut din ile ya­kın­dan iliş­ki­len­di­ri­le­bi­lir. Hat­ta ço­ğu za­man ah­la­ki adap ku­ral­la­rı, te­mel­le­ri­ni din­den al­dı­ğı için za­man­la ne­yin di­nin as­li un­su­ru ne­yin tö­re ol­du­ğu bir­bi­ri­ne ka­rış­tı­rı­la­bi­lir.
Sos­yo­lo­ji bi­li­mi her top­lum­da mev­cut olan ku­ral­la­rı be­lir­ler­ken “de­ğer” ve “norm” ay­rı­mı yap­ma­yı on­la­rın an­la­şıl­ma­sın­da ko­lay­laş­tı­rı­cı bir yön­tem ola­rak gö­rür. Bu­na gö­re her top­lum­da iyi­yi, gü­ze­li, doğ­ru­yu ve adil ola­nı ta­nım­la­yan bir­ta­kım so­yut il­ke­ler ya da “de­ğer­ler” mev­cut­tur. Sos­yal bi­lim­ci­nin te­mel va­zi­fe­le­rin­den bi­ri­si de bu göz­le gö­rün­me­yen de­ğer­le­ri tes­pit ede­rek o top­lu­mu da­ha iyi an­la­ma­ya ça­lış­mak­tır. De­ğer­ler ise top­lum içe­ri­sin­de ken­di­le­ri­ni “norm” de­di­ği­miz dav­ra­nış bi­çim­le­riy­le gös­te­rir. So­yut de­ğer­ler sis­te­mi ve el­le tu­tu­lup göz­le gö­rü­lür ha­le gel­miş norm­lar sa­ye­sin­de bi­rey­le­rin bir­bir­le­ri­ne bağ­lan­dık­la­rı bir sos­yal do­ku ve sos­yal bü­tün­leş­me sağ­lan­mış olur. De­ğer­ler ve norm­la­rın or­ta­dan kalk­ma­sı ya da ye­te­rin­ce say­gı gör­me­me­si ha­lin­de bi­rey­ler gün­de­lik ha­yat­la­rın­da na­sıl dav­ran­ma­la­rı ge­rek­ti­ği­ni, ne­yin teş­vik edil­di­ği ve ne­yin ya­sak­lan­dı­ğı­nı, ne­yin de­ğer­li olup ne­ye iti­bar edil­me­me­si ge­rek­ti­ği­ni bi­le­mez ha­le ge­lir ki, bu du­rum sos­yo­lo­ji­de ano­mi­e ola­rak ta­rif edi­lir.
Tür­ki­ye’de ge­nel ola­rak ül­ke­nin ba­tı ke­si­mi­nin şe­hir­leş­me­ye da­ya­lı ola­rak mo­dern­leş­ti­ği ve ge­le­nek­le­rin­den sıy­rı­la­rak ya­zı­lı hu­ku­ki de­ğer­le­ri be­nim­se­di­ği var­sa­yı­lı­yor. Tö­re ise da­ha çok “ge­ri kal­dı­ğı” dü­şü­nü­len Do­ğu ve Gü­ney­do­ğu Ana­do­lu böl­ge­le­rin­de ge­çer­li­li­ği­ni sür­dü­ren, hat­ta sa­de­ce be­lir­li bir et­nik kim­li­ğe at­fe­di­len bir ol­gu ola­rak ele alı­nı­yor. Böy­le­ce Türk­le­rin tö­re­si­nin ol­ma­dı­ğı ve sa­de­ce Kürt hal­kın tö­re­le­ri­ni de­vam et­tir­di­ği şek­lin­de­ki yan­lış gö­rüş gün­de­me ge­li­yor. Tö­re, bu top­rak­lar­da ya­şa­yan hal­kın bir ara­da ya­şa­ma ku­ral­la­rı­dır ve be­lir­li böl­ge­ler­de adın­dan söz edil­me­me­si onun yok olup git­ti­ği an­la­mı­na gel­mez. Bel­ki şe­hir­leş­me ve bi­rey­sel­leş­me ne­ti­ce­sin­de tö­re­le­rin de­ğiş­ti­ği ama yi­ne de bi­rey­le­ri bağ­la­dı­ğı unu­tul­ma­ma­lı.
En son Mar­din kat­lia­mı ile ken­di ül­ke­si­ni ve onun de­ğer­le­ri­ni ta­nı­ma­yan ke­sim­le­rin ha­di­se­nin de­ğer­len­di­ril­me­sin­de yap­tık­la­rı de­va­sa ha­ta­lar “yer­li bir dün­ya gö­rü­şü” ek­sik­li­ği­ni ma­ale­sef en çar­pı­cı bi­çim­de göz­ler önü­ne ser­di. Ge­le­nek­le­ri­ne bağ­lı ol­duk­la­rı dü­şü­nü­len ba­zı mu­ha­fa­za­kâr ga­ze­te­le­rin bi­le ola­yı mü­tea­kip -ya­ban­cı ga­ze­te­le­rin man­şet­ler­de ke­li­me oyu­nu­na baş­vur­ma­la­rı­nı tak­lit ede­rek- “Tö­re­rizm” baş­lı­ğı­nı kul­lan­ma­la­rı, tö­re­nin bir “Kürt so­ru­nu” ol­du­ğu­nu id­di­a et­me­le­ri, böl­ge hal­kı­nı ge­ri kal­mış ve ca­hil ola­rak gös­ter­me­le­ri, as­lın­da ha­di­se­nin vah­şet bo­yu­tu ka­dar önem arz edi­yor.
Bir top­lu­luk­ta be­nim­sen­miş ve yer­le­şik ha­le gel­miş ya­şam bi­çi­mi­nin baş­ka­la­rı ta­ra­fın­dan eleş­ti­ril­me­si ise en azın­dan ve en saf ha­liy­le “ken­di doğ­ru­la­rı”nı baş­ka­la­rı­na da­yat­ma­ya ça­lış­ma ola­rak gö­rül­me­li. Zi­ra her dav­ra­nış ve her top­lum­sal alış­kan­lık an­cak ken­di za­man ve coğ­raf­ya­sın­da an­la­şı­lıp yo­rum­la­na­bi­lir. Eğer bir yö­re­de in­san­lar asır­lar­dır ta­kip et­tik­le­ri ku­ral­la­rın ar­tık de­ğiş­me­si­ne ka­rar ve­rir­ler­se, bu an­cak on­la­rın yer­le­şik ha­yat bi­çi­mi­nin de­ğiş­me­si ve ye­ni şart­la­ra uyum sağ­la­ma ça­ba­sı ola­rak gö­rül­me­li. Tö­re­ler her top­lu­mun biz­zat ken­di “ko­lek­tif ak­lı”nın ürü­nü ol­du­ğun­dan ne bi­rey­sel akıl ne de baş­ka bir top­lu­mun ak­lı on­la­rı be­lir­le­ye­bi­lir. Dı­şa­rı­dan ya­pı­la­cak mü­da­ha­le­ler ise o in­san­la­rın dav­ra­nış bi­çi­mi­ni doğ­ru­dan et­ki­ler ve ye­ni ku­ral­la­rın yer­leş­me­ye ve ge­nel ka­bul gör­me­ye baş­la­ma­sı­na ka­dar bir kar­ga­şa or­ta­mı ya­ra­tır. Bu açı­dan ba­kıl­dı­ğın­da dış mü­da­ha­le­ler bir “sos­yal mü­hen­dis­lik” ör­ne­ği­dir ve ko­lek­tif ha­ya­ta alış­mış top­lum­la­rı mo­der­ni­te­nin ge­tir­di­ği bi­rey­sel­leş­me­ye teş­vik eder. Do­la­yı­sıy­la si­ya­si ide­olo­ji doğ­rul­tu­sun­da si­vil top­lum ku­ru­luş­la­rı böl­ge­ye doğ­ru­dan mü­da­ha­le et­mek ye­ri­ne, yö­re­yi ta­nı­mak­la işe baş­la­ma­lı ve eğer bir so­run var ise an­cak ken­di için­den bir çö­zü­me ka­vuş­tu­rul­ma­lı­dır.
Ken­di ül­ke­si­ni ve in­sa­nı­nı ta­nı­ma­yan, Cum­hu­ri­yet’in ku­ru­lu­şun­dan bu ya­na top­lu­ma ye­ni bir kim­lik da­yat­ma­ya ça­lı­şan, ha­ya­tı sa­de­ce ga­ze­te ve te­le­viz­yon­lar­da gör­dük­le­ri ve top­lu­mun sa­de­ce ken­di çev­re­le­riy­le sı­nır­lı ol­du­ğu­na ina­nan ya­ban­cı­laş­mış ay­dın­la­rın, top­lu­mun du­yar­lı­lık­la­rı­nı da bil­me­dik­le­ri için ba­zı ke­sim­le­ri kü­çük gör­me has­ta­lı­ğı bir de­fa da­ha be­lir­gin­leş­ti. An­to­ni­o Grams­ci’nin de be­lirt­ti­ği gi­bi ay­dı­nın içi­ne düş­tü­ğü en önem­li yan­lış, top­lu­mu an­la­ma­ya ih­ti­yaç duy­ma­dan bi­le­bi­le­ce­ği ya­nıl­gı­sı­na düş­me­si­dir. Ay­dın ay­rı­ca ken­di­si­ni top­lum­dan ne ka­dar dış­la­ya­bi­lir­se ve top­lu­mun duy­gu­la­rın­dan uzak ka­la­bi­lir­se, onu o de­re­ce ta­nı­yıp üst dün­ya­yı onun için be­lir­le­ye­bi­le­ce­ği­ni san­mak­ta­dır. Ara­da­ki bu duy­gu­sal iliş­ki sa­de­ce bü­rok­ra­tik ve res­mî bir çer­çe­ve­de ku­ru­lun­ca da ay­dın, top­lu­mu ide­olo­jik araç­lar­la he­ge­mon­ya­cı bir şe­kil­de in­şa eden ge­le­nek­sel ay­dın ola­rak ka­la­cak­tır. Hal­bu­ki eği­ti­mi ye­ter­li ol­ma­yan hal­kın duy­gu ve dü­şün­ce­le­ri­ne ter­cü­man ola­bi­le­cek ve en önem­li­si on­la­rın için­den çı­ka­cak or­ga­nik ya da dü­şü­nür ay­dın ken­di tö­re­le­ri için­de bel­ki de za­man­la iş­le­vi­ni yi­tir­miş ve yi­ne hal­kın di­nî esas ve pren­sip­le­riy­le ters düş­müş un­sur­la­rı de­ğiş­ti­re­bi­le­cek bir gü­ce sa­hip ola­bi­lir.
Fa­kat içe­ri­sin­de bu­lun­du­ğu ta­rih­sel şart­la­rı kav­ra­mak­tan aciz ay­dın­lar, de­ği­şi­me yön ve­re­bi­le­cek im­kan­la­rı da açık­ça gö­re­me­dik­le­ri için hal­ka bu an­lam­da yar­dım­cı ol­mak­tan uzak­lar. Öte yan­dan, or­ga­nik ay­dın­la­rın ye­tiş­ti­ril­me­si de eği­ti­mi ge­rek­tir­di­ğin­den, tek tip in­san ye­tiş­tir­me­ye odak­lan­mış bir sis­tem­de ken­di de­ğer­le­ri­ne sa­hip çı­ka­bi­len eği­tim­li in­san sa­yı­sı da gi­de­rek aza­lı­yor. Bu nok­ta­da Ana­do­lu in­sa­nı­nın yap­mış ol­du­ğu fe­da­kar­lık­lar­la mem­le­ke­tin en üc­ra kö­şe­le­rin­de bi­le ken­di kül­tü­rü­ne ya­ban­cı­laş­ma­yan in­san­la­rın ye­tiş­ti­ril­di­ği okul­la­rın açıl­ma­sı fev­ka­la­de öne­mi ha­iz bir ge­liş­me. Hem mo­dern tarz­da bir eği­tim alır­ken hem de ken­di de­ğer­le­ri­ni kü­çüm­se­me­den ye­ti­şe­cek ye­ni ne­sil­ler, bu eği­ti­mi al­ma­mış ken­di hal­kı­nı bi­linç­len­di­rir­ken ay­nı za­man­da ye­rel âdet ve alış­kan­lık­la­rı dış dün­ya ile mu­ka­ye­se ede­bil­me gü­cü­ne de eri­şe­cek ve böy­le­ce ar­tık za­ma­nı dol­muş ku­ral­la­rın de­ği­şi­mi ken­di iç di­na­mik­le­riy­le baş­la­ya­cak­tır.
Mar­din’de ya­şa­nan ve 47 in­sa­nı­mı­zın ha­ya­tı­na mal olan hun­har­ca sal­dı­rı­nın bu ül­ke­nin ge­le­nek, gö­re­nek, âdet ve tö­re­le­rin­de ol­ma­dı­ğı­nı ha­di­se­den an­cak bir­kaç gün son­ra cı­lız ka­lan ses­le­riy­le dil­len­di­ren or­ga­nik ay­dın­la­rın var­lı­ğı bu ül­ke için bir umut kay­na­ğı ola­bi­lir. Ama ga­ze­te kö­şe­le­rin­de­ki ve te­le­viz­yon prog­ram­la­rın­da­ki güç­lü ses­le­riy­le ge­le­nek­sel ay­dın­la­rın hal­kı et­ki­le­me­de­ki te­sir­le­ri hâ­lâ en­di­şe ve­ri­ci bo­yut­ta. Ge­le­nek­le­rin­den ve hal­kın­dan kop­muş ke­sim­le­rin böl­ge­ye sos­yal mü­hen­dis­lik gö­tür­me­le­ri ye­ri­ne, o coğ­raf­ya­dan çık­mış ay­dın­la­rın hal­kı hem tö­re­le­ri­ne sa­hip çık­ma hem de bo­zul­muş tö­re­sel un­sur­la­rı dü­zelt­me yo­lun­da bi­linç­len­dir­me­le­ri en doğ­ru çö­züm. Za­ten “Mar­din kat­lia­mı” ha­di­se­si­nin sos­yo­lo­jik ola­rak ta­nım­la­na­ma­ma­sı, tüm ül­ke in­sa­nı için bir uya­rı ni­te­li­ğin­de olup ah­la­ki bir çö­zül­me­nin baş­la­dı­ğı­nın ve de­ğer­le­ri­ni yi­tir­miş ka­la­ba­lık­la­rın hiç bek­len­me­ye­cek tep­ki­ler­de bu­lu­na­bi­le­cek­le­ri­nin bir gös­ter­ge­si. Mev­cut ku­ral­la­rın dı­şa­rı­dan ve kö­rü kö­rü­ne eleş­ti­ril­me­si ye­ri­ne, “Tö­re­ler­de bu tip dav­ra­nış­lar ol­maz” id­di­ala­rı­na kar­şı­lık “Ne­re­de yan­lış ya­pıl­dı?” so­ru­su­na ce­vap ara­yıp yoz­laş­ma­nın se­bep­le­ri üze­rin­de du­rul­ma­sı ge­re­kir.

Paylaş Tavsiye Et