Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Kapak
Yerel seçimlerin Güneydoğu’daki galibi: DTP
Vahap Coşkun
29 MART yerel seçimlerinin sonucu en çok merak edilen büyük şehirlerinden biri olan Diyarbakır, siyasi, sosyal ve ekonomik yapısı itibarıyla Güneydoğu’nun merkezi konumunda. Ve bu özelliği sebebiyle de Türkiye’nin en hayati problemi olmaya devam eden Kürt meselesinin çözümünde anahtar role sahip. Diyarbakır’da ipi göğüsleyen parti olmanın, bir ilde belli sayıda mebus çıkarmak veya belediye başkanlığını elde etmenin ötesinde bir anlamı var: Tüm bölgeyi kazanmaya aday haline gelmek ve Kürt meselesinin çözümünde siyaseten belirleyici bir konuma yükselmek.
22 Temmuz 2007’deki genel seçimlerden sonra Diyarbakır’da -ve bölgede- iki partili bir siyasi yapı ortaya çıktı. AKP ve DTP dışında meydanda siyasi iddiası olan bir parti kalmadı. Taşıdığı bu öneme binaen hem AKP hem de DTP, Diyarbakır seçimlerine var güçleriyle asıldılar. AKP için Diyarbakır’ı kazanmak büyük bir zafer olacaktı. Böylesi bir sonuç, AKP’nin Kürt meselesine yönelik politikalarının onaylandığını gösterecek ve bunların doğruluğu konusunda elini güçlendirecekti. Diğer taraftan DTP için Diyarbakır’ı kaybetmek, bir belediyeyi yitirmenin ötesinde Kürt sorununun müzakere edilme sürecinde güç kaybetmesi ve altından kalkması zor bir siyasi mağlubiyet alması sonucunu doğuracaktı.
Bu hesaplarla gidilen 29 Mart seçimleri Diyarbakır’da sakin bir havada geçti. Bir iki küçük hadisenin dışında, seçimlerin adilliğine gölge düşürecek bir olay yaşanmadı. Yoğun bir katılımla gerçekleşen seçimlerin sonucunda DTP %65,43, AKP ise %31,57 oranında oy aldı ve Diyarbakır’ın yönetimi beş yıl daha DTP adayı Osman Baydemir’e teslim edildi. Diyarbakır’da 2002’de %16, 2004’te %35, 2007’de %40, 2009’da ise %31 oy alan AKP, bir önceki yerel seçimlere oranla %5, son genel seçimlere oranla %10 civarında oy kaybetti. Diyarbakır’daki oyların 2004’te %58, 2007’de %47, 2009’da %65’ini kazanan DTP’de ise %7’lik bir oy artışı kaydedildi. Bu sonuç DTP açısından büyük bir başarı, AKP açısından ise ciddi bir yenilgi olarak okunabilir.
Bu tablo sadece Diyarbakır ile de sınırlı değildi. Bölgenin diğer illerinde de AKP’nin inişe, DTP’nin ise yükselişe geçtiği söylenebilir. Seçim öncesinde bölgede beş ilde (Diyarbakır, Batman, Tunceli, Şırnak ve Hakkari) yönetimi elinde bulunduran DTP, 29 Mart’ta buralardaki konumunu güçlendirirken üç yeni il daha kazandı: Siirt, Van ve Iğdır. DTP’nin oylarını, Başbakan Erdoğan’ın eşinin memleketi ve 2003’te milletvekili seçildiği Siirt’te %42’den %49’a; Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in tüm imkanlarını seferber ettiği Van’da ise %40’tan %51’e çıkarması, AKP’ye ağır bir darbe indirdi. DTP ayrıca bölgede kaybettiği illerde de oy oranını arttırdı: Bitlis’te %27’den %34’e, Bingöl’de %28’den %33’e, Muş’ta %25’ten %39’a, Ağrı’da %29’dan %32’ye, Mardin’de %26’dan %36’ya yükseldi.
Bu tablo irdelediğinde DTP’ye başarıyı getiren başlıca faktörlerin; a) Bölgedeki DTP’li belediyelerin -bilhassa Diyarbakır’ın- AKP’li belediyelere oranla daha başarılı sayılabilecek bir belediyecilik sergilemesi, b) DTP’nin bu seçimlere 2007 seçimlerine nazaran çok daha iyi hazırlanması ve Kürtlerin kimlik taleplerine sahip çıkan ama hizmete dair taleplerini de es geçmeyen bir seçim stratejisi yürütmesi, c) DTP’nin bölgenin muhafazakâr seçmeninin rahatsızlık duyduğu katı laikçi söylemi terk etmesi, halkın dinî duyarlılıklarına seslenen bir siyasal dil kullanması, d) Kürt meselesinin çözümünde DTP’nin güçlü bir siyasi aktör olarak varlığını devam ettirmesinin, bu sorunun çözümüne katkı sağlayacağı düşüncesinin halk tarafından benimsenmesi olduğu söylenebilir.
AKP açısından ortaya çıkan nahoş manzaranın nedenleri ise şu şekilde özetlenebilir:
a) Erdoğan’ın 22 Temmuz’dan sonra en az kendisi kadar meşru olan Kürt milletvekillerinin elini sıkmayarak DTP’lilere adeta vebalı muamelesi yapması, aralarındaki onca soruna rağmen diğer siyasi partilerle görüşmekten hiçbir beis duymayan AKP’nin bayramlarda bile DTP ile görüşmemesi, bölge seçmenini derinden yaraladı. Peşi sıra Başbakan’ın özellikle 2008’in ikinci yarısından itibaren politikalarındaki milliyetçi tonu arttırması ve “Ya sev ya terk et” noktasına savrulması, AKP üzerinde ciddi tahribat yarattı. Öyle ki TRT Şeş’in açılması, Ergenekon’un üzerine gidilmesi gibi Kürt meselesinde yapılan olumlu işler bile bu milliyetçi ve dışlayıcı politik jargonun gölgesinde kaldı, onun açtığı yaraları kapatamadı.
b) Başbakan’ın seçimleri ısrarla kimlik-hizmet ikiliğine yerleştiren ve “Hizmet istiyorsanız bize, kimlik istiyorsanız DTP’ye oy verin” şeklinde tercüme edilen politikası iflas etti. (Sadece Güneydoğu’da değil, Trakya, Akdeniz ve Ege’deki sonuçlar da bunu gösteriyor.) Sorunun özü olan kimlik taleplerini yadsıyan bu politikaya seçmen sert bir karşılık verdi. Sandığa yansıttığı oylarıyla Kürt seçmeni, hizmet istediğini ancak bu isteğinin kimliğinden vazgeçmesini gerektirmediğini cümle âleme gösterdi. Nitekim Başbakan seçimlerden sonra yaptığı ilk basın toplantısında bunu zımnen de olsa kabul etti ve yeni bir okumaya ihtiyaçlarının olduğunu söyledi.
c) AKP’nin hizmet eksenli seçim stratejisi, partinin bölgedeki belediyelerinin performansıyla karşılaştırıldığında havada kalıyordu. Her ne kadar AKP, “Belediyecilik bizim işimizdir, belediyeleri bize verin, hizmeti görün” dese de Van, Siirt, Bitlis ve Bingöl’deki AKP belediyeleri hizmet götürme açısından kötüydü. Bölgede hizmetini parlatıp vitrine koyabileceği tek bir belediyesi bile olmadığı için de AKP’liler Batı’daki belediyelerden örnek verip oy almaya çalıştılar. Ama gözü önündeki başarısızlığı gören Kürt seçmen uzaktaki muhayyel bir başarıya prim vermedi.
d) AKP bölge için çok iddialı bir söylem tutturdu ama bu söylemleri taşıyabilecek profilde adaylar çıkaramadı. Mesela Diyarbakır’ı bir ölüm-kalım meselesine çevirdi ama bu ili ekonomik ve politik olarak kaldırabilecek bir aday gösteremedi. AKP’nin Güneydoğu’da aday belirlemesinde teşkilatlar, milletvekilleri ve belediye başkanları/adayları arasında yaşanan ihtilaflar, Şanlıurfa’da olduğu gibi, başarısızlıkta önemli bir etken oldu. Erdoğan genel tercih olarak adayların belirlenmesinde milletvekillerini öne çıkardı, onların isteklerine uydu ama görünen o ki milletvekilleri yerinde tercihler yapamadı.
Bu seçim sonuçlarının hem DTP hem de AKP üzerinde derin etkiler yaratacağı muhakkak. Demokratik mekanizmalar içinde siyaseten güçlü bir konuma gelen ve artık daha fazla kitlenin sorumluluğunu üstlenen DTP’nin önümüzdeki dönemde daha liberal söylemlere yönelebileceği öngörülebilir. AKP’nin önünde ise iki yol var: Ya bölgedeki oylarını arttırmanın yolunun 2007 seçimleri öncesindeki politikasından geçtiğini görüp daha demokratik ve özgürlükçü bir politika benimseyecek ya da seçim sarsıntısının etkisiyle kendi içine kapanıp daha devletçi bir çizgiye kayacak. AKP’nin tercihinin hangi yönde olacağını ileriki günlerde göreceğiz.

Paylaş Tavsiye Et