Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Türkiye Siyaset
Susurluk’tan Şemdinli’ye: Yakar top kimde?
Zeki Okur
ŞEM­DİN­Lİ’YE da­ir bir ya­zı­da en son söy­le­ne­cek sö­zü baş­tan söy­le­ye­lim: Su­sur­luk, Şem­din­li, Sau­na olay­la­rı gi­bi ve­si­le­ler­le yü­zü­nü gös­te­ren dev­let içi ör­güt­len­me­ler ve he­sap­laş­ma­lar ko­nu­sun­da, doğ­ru­dan ta­raf ol­ma­yan si­ya­sî ik­ti­da­rın elin­de­ki bil­gi, yap-bo­zun bir ve­ya bir­kaç par­ça­sın­dan iba­ret gö­rü­nü­yor. Fa­kat si­ya­set mey­da­nın­da arz-ı en­dam eden hü­kü­met, bu oyu­nu oy­na­ma­ya baş­tan ka­rar ver­miş sa­yı­la­ca­ğı için, üze­ri­ne dü­şe­ni yap­mak zo­run­da. Bu he­sap­laş­ma or­ta­mın­da ak­tif bir ak­tör ola­rak bu­lun­ma­yan AK Par­ti Hü­kü­me­ti, eli­ne tu­tuş­tu­ru­lan yap-bo­zu muh­te­me­len Ma­yıs 2007 ön­ce­si­ne ka­dar ta­mam­la­ya­maz­sa, Çin­li­le­rin de­yi­şiy­le “il­ginç za­man­la­ra” ka­la­bi­lir. Üs­te­lik hü­kü­me­tin bu ko­nu­da “bo­zan yap­sın kar­de­şim” de­me al­ter­na­ti­fi de bu­lun­mu­yor.
 
Dev­let İçin, Dev­let Ta­ra­fın­dan, Dev­le­te Rağ­men
Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti’nin ta­ri­hi, bi­raz da mer­ke­zin­de dev­let de­nen so­yut kav­ra­mın yer al­dı­ğı mü­ca­de­le­le­rin ta­ri­hi­dir, de­sek her­hal­de yan­lış ol­maz. An­cak dev­let kav­ra­mı et­ra­fın­da yü­rü­tü­len tar­tış­ma ve ça­tış­ma­lar­da rol alan ak­tör­ler ço­ğu za­man öy­le­si­ne iç içe ge­çi­yor ki; bı­ra­kın sa­de va­tan­da­şı, mem­le­ke­te hü­kü­met­lik eden si­ya­sî ak­tör­le­rin bi­le, va­zi­ye­ti va­zıh kıl­ma­sı müm­kün ol­mu­yor. Zi­ra Tür­ki­ye’de “dev­le­te kar­şı olan­lar” ile “dev­let he­sa­bı­na ça­lı­şan­lar”, “dev­le­te sa­hip çı­kan­lar” ile “dev­le­ti ele ge­çir­mek” is­te­yen­ler he­men he­men ay­nı yön­tem­le­ri kul­la­na­rak iş bi­ti­ri­yor. Hat­ta üçün­cü bir ak­tör ola­rak, esas ala­nı dev­let ol­ma­yan ama za­man za­man lo­jis­tik ni­te­li­ğiy­le ça­tış­ma­ya dâ­hil edi­len maf­ya ti­pi ör­güt­len­me­ler, iş bi­tir­me tar­zı ba­kı­mın­dan ilk iki grup­tan pek fark­lı sa­yıl­maz.
As­lın­da bu­ra­ya ka­dar çi­zi­len çer­çe­ve, bun­dan son­ra çi­zi­le­cek ola­nın ya­nın­da ba­sit ka­lır. Çün­kü va­tan öl­çe­ğin­de dü­şü­nül­dü­ğün­de, or­ta­da Ju­ni­or Bush’un kü­re­sel öl­çek­te yap­tı­ğı “iyi­ler-kö­tü­ler”, ben­de(n) olan­lar-ol­ma­yan­lar ay­rı­mı ka­dar ço­cuk­ça bir fark­lı­lık var: Dev­le­tin düş­man­la­rı ve dev­le­tin se­ven­le­ri. Me­se­le­ye dı­şa­rı­dan ba­kan sa­de va­tan­da­şın ve ço­ğu za­man me­se­le­nin dı­şın­da ka­lan si­ya­sal ak­tör­le­rin zih­ni­ni al­lak bul­lak eden da­ha kar­ma­şık du­rum ise, dev­le­ti­ni se­ven­le­rin düş­man­mış­ça­sı­na bir­bir­le­ri­ne gir­dik­le­ri an­lar­da ya­şa­nır. He­le he­le va­tan­per­ver med­ya -ki o da dev­le­ti­ni sev­mek­te­dir!- coş­ku­lu bir gay­ret­le ni­za ate­şi­ne odun ye­tiş­tir­me­ye baş­lar­sa, va­di, tam da kurt­la­rın sev­di­ği du­ma­na bo­ğu­lur; olan, va­ta­na-mil­le­te olur.
 
Ya­kar Top Ki­min Ku­ca­ğın­da?
An­la­yış’ın Ocak sa­yı­sın­da Mü­ca­hit Kü­çük­yıl­maz “Hü­kü­me­tin 2006 fa­lı”na ba­kar­ken, 2006 ba­şın­dan 2007 Ma­yı­sı’na ka­dar olan za­man di­li­mi­ni hü­kü­met için “kri­tik eşik” ola­rak ni­te­le­miş ve “ik­ti­da­rı, di­ren­di­ği öl­çü­de sert­le­şe­cek sal­dı­rı­lar ve ku­şat­ma ope­ras­yon­la­rı­nın bek­le­di­ği­ni” söy­le­miş­ti. Ona gö­re asıl kay­gı du­yul­ma­sı ge­re­ken nok­ta, si­ya­set ku­ru­mu­nun biz­zat si­ya­set içi ak­tör­ler üze­rin­den yıp­ra­tıl­ma­sı ve top­lu­mun bu­na ra­zı ha­le ge­ti­ril­me­siy­di:
“Ye­ni cum­hur­baş­ka­nı­nı bu mec­lis seç­me­me­li” slo­ga­nı­na sa­rı­lan “is­te­me­zük” çev­re­si­nin 2006 yı­lı­nın ba­şın­dan iti­ba­ren, için­de bol­ca san­dık, ba­raj, meş­rui­yet ge­çen cüm­le­ler ku­ra­rak gün­dem oluş­tu­ra­cak­la­rı­nı tah­min et­mek zor de­ğil. Tah­mi­ni zor olan, bu gün­de­mi oluş­tu­rur­ken ne tür yol­la­rın kul­la­nı­la­ca­ğı ve ama­ca ulaş­mak adı­na si­ya­se­tin is­tik­rar-iti­bar tar­tış­ma­la­rı­nın ya­pıl­dı­ğı kay­gan bir ze­mi­ne çe­ki­lip çe­kil­me­ye­ce­ği… AK Par­ti için asıl so­run, ken­di­si­ne ik­ti­dar ol­ma ni­ce­li­ği­ni ve ni­te­li­ği­ni sağ­la­yan iki un­su­ru göz ar­dı et­mek­tir: Grup di­na­mi­ği ve top­lu­mun ta­lep­le­ri.
Ha­tır­la­na­cak olur­sa, 3 Ka­sım 1996’da Su­sur­luk ya­kın­la­rın­da mey­da­na ge­len ka­za, “fa­sa fi­so” ol­mak bir ya­na, Re­fah-Yol Hü­kü­me­ti’ni de­vi­ren sü­re­cin baş­lan­gı­cı ol­muş­tu. Si­ya­sî ik­ti­da­rın, kü­çüm­se­me amaç­lı de­ğil ama, bel­ki de ken­di­si­nin üs­tün­de bir du­rum ol­du­ğu­nu dü­şün­dü­ğü için Su­sur­luk skan­da­lı­nı gör­mez­den gel­me­siy­le, ül­ke pro­vo­kas­yon­lar­la do­lu bir dö­nem ya­şa­mış; ar­dın­dan 54. Hü­kü­met, 28 Şu­bat 1997’de fii­len, 4 ay son­ra da res­men düş­müş­tü. Su­sur­luk son­ra­sın­da ya­pı­lan tar­tış­ma­lar­da, dev­let için­de yer alan iki ku­ru­mun is­tih­ba­rat bi­rim­le­ri­nin yi­ne dev­let he­sa­bı­na fa­ali­yet gös­te­rir­ken kar­şı kar­şı­ya gel­dik­le­ri ve ara­da sı­ra­da ken­di he­sap­la­rı­na da ça­lı­şı­ver­dik­le­ri di­le ge­ti­ril­miş­ti. Ta­bi­i, bun­lar an­la­şıl­dı­ğın­da 54. Hü­kü­met çok­tan pı­lı “par­ti”yi top­la­mak zo­run­da kal­mış­tı bi­le.
Bu­gü­ne ge­lin­di­ğin­de ise Şem­din­li ola­yı, bi­raz gü­rül­tü ko­par­dık­tan son­ra unu­tu­lup gi­de­cek bir kı­rat­ta ol­ma­dı­ğı­nı gös­ter­di. Hat­ta üze­rin­den ge­çen 5 ay­dan son­ra Şem­din­li tar­tış­ma­la­rı, git­tik­çe ar­tan bir şe­kil­de gün­de­me ağır­lı­ğı­nı ko­yu­yor ve bir ya­kar top gi­bi AK Par­ti Hü­kü­me­ti’nin ku­ca­ğın­da bı­ra­kıl­mak is­te­ni­yor. An­cak baş­lar­da, “ucu ne­re­ye ve ki­me do­ku­nur­sa do­kun­sun…” di­ye baş­la­yan çı­kış­lar ya­pan si­ya­sî­le­rin şim­di­ki ta­vır­la­rın­da bir ikir­cik­len­me mi var, ne? Hat­ta bun­la­rın ba­şın­da ge­len ana mu­ha­le­fet par­ti­si CHP’nin li­de­ri Bay­kal, Van Sav­cı­sı’nın id­di­ana­me­si­ni “TSK’ya si­vil dar­be gi­ri­şi­mi var” fer­ya­dıy­la kar­şı­la­dı. Bay­kal’ın par­ti­sin­den Hak­ka­ri Mil­let­ve­ki­li Esat Ca­nan, id­di­ana­me­nin içe­ri­ği­ni “doğ­ru tes­pit­ler” şek­lin­de yo­rum­lar­ken, li­de­ri­nin bu âni ma­nev­ra­sı kar­şı­sın­da ka­pıl­dı­ğı ümit­siz­li­ği “Şem­din­li olay­la­rı ar­tık açı­ğa çık­maz” cüm­le­siy­le gös­ter­di.
 
Pa­şa’nın İyi Ço­cu­ğu
Şem­din­li olay­la­rı ko­nu­sun­da ilk an­da he­ye­can­la ola­yı ‘ay­dın­lat­ma’ ira­de­si be­lir­ten­le­rin ta­vır de­ği­şik­li­ği­ne ne­yin ne­den ol­du­ğu sır de­ğil. Müs­tak­bel Ge­nel­kur­may Baş­ka­nı Meh­met Ya­şar Bü­yü­ka­nıt’ın, bom­ba­la­ma ola­yı ko­nu­sun­da şüp­he­li Ast­su­bay Ali Ka­ya hak­kın­da bu­lun­du­ğu “ta­nı­rım, iyi ço­cuk­tur” şe­ha­de­ti, baş­ta­ki kah­ra­man­ca ta­vır­la­rın göz­den ge­çi­ril­me­si­ne yol aç­tı. Ar­dın­dan Şem­din­li’nin la­ne­ti, za­ten Yü­cel Aş­kın ola­yın­da adı ‘not edil­miş’ olan Sav­cı Fer­hat Sa­rı­ka­ya’yı, “Pa­şa’nın adı­nı ve­ren” Di­yar­ba­kır­lı işa­da­mı M. Ali Al­tın­dağ’ı, bil­gi­le­ri sav­cı­ya ulaş­tı­ran AK Par­ti­li Ko­mis­yon Baş­ka­nı Mu­sa Sı­va­cı­oğ­lu’nu ve “hır­sız içer­dey­se ki­lit işe ya­ra­maz” di­yen Em­ni­yet İs­tih­ba­rat Dai­re Baş­ka­nı Sab­ri Uzun’u sı­ra­sıy­la bul­du. Bü­tün bun­lar olur­ken, ne­den­se hiç kim­se Şem­din­li olay­la­rı­nın açı­ğa ka­vuş­tu­rul­ma­sı ko­nu­sun­da Ge­nel­kur­may’dan, alı­şıl­dı­ğı üze­re, bir ‘ka­rar­lı­lık bil­di­ri­si’ bek­le­me­di; za­ten gel­me­di de. Üs­tü­ne üst­lük Ge­nel­kur­may’ın Bü­yü­ka­nıt hak­kın­da­ki suç­la­ma­la­ra, kar­şı suç­la­ma ile ce­vap ver­me­si da­ha ön­ce göz­den ge­çi­ri­len kah­ra­man­ca ta­vır­la­rı hep­ten sil­di sü­pür­dü.
Sa­hi Or­ge­ne­ral Bü­yü­ka­nıt, az kal­sın ken­di­si­ni sa­nık ya­pı­ve­re­cek o şe­ha­de­ti ni­ye ge­tir­di? “Ta­nık ol­mak sa­nık ol­mak­tan iyi­dir” di­yen Pa­şa, şim­di­lik sa­de­ce bü­yük ta­nık ola­rak ka­la­cak gi­bi gö­rü­nü­yor. Son bir so­ru: O ço­cuk hâ­lâ iyi mi?

Paylaş Tavsiye Et