Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (November 2008) > Asılıyorum > Leke
Asılıyorum
“An­dı­ca bu­laş­mış ol­mam mes­lek ha­ya­tı­mın tek le­ke­si­dir.”
An­dıç me­se­le­si gün­de­me ge­ti­ri­lin­ce böy­le yaz­mış­tım.
Ka­rış­ma­dım di­ye­mez­dim.
Kı­vırt­sam ol­maz­dı.
“Evet yap­tım.
An­dı­ca uy­dum.
Man­şe­ti at­tım.
Şart­lar öy­le ge­rek­ti­ri­yor­du.
Mer­kez med­ya o şart­lar­da o ayı­bı yap­tı.
Ama o ayı­bı yi­ne ken­di te­miz­le­me­ye uğ­raş­tı.”
Bu ve ben­ze­ri cüm­le­ler ku­ru­yor­su­nuz.
Hop, le­ke­ler çı­kı­ve­ri­yor bu mem­le­ket­te.
Çi­ti­li­yor­sun çı­kı­yor.
Ya­rım ağız­la özür di­li­yor­sun yi­ne çı­kı­yor.
Ka­ra Türk­le­rin ça­mur­lu ayak­ka­bı­la­rı de­ğil ki bu.
Adam­lar gün­de bil­mem kaç de­fa kol­la­rı­nı ka­fa­la­rı­nı yı­kı­yor­lar.
Yi­ne göz­le­ri çi­pil, yi­ne ka­fa­la­rın­da kü­lah, yi­ne her ta­raf­la­rı ka­ra.
Pe­ki, tek­rar bir le­ke­ye ih­ti­yaç olur­sa mem­le­ket­te.
O za­man da yi­ne şart­la­ra ba­ka­rız.
“Da­ha de­min özür di­le­me­din mi?”di­ye iti­raz­la­rı­nı­zı du­yar gi­bi olu­yo­rum.
Evet, di­le­dim.
Son­ra yi­ne di­le­rim.
Key­fim bi­lir.
Bir de “ya­pı­la­cak, yap!” di­yen bi­lir.
Si­ze ne!
Kim ka­rı­şa­bi­lir?
 
CE­Mİ­YET CE­MA­AT
Pe­ki, ben si­ze bir so­ru so­ra­yım;
Han­gi­niz yer­ken içer­ken üs­tü­nü­zü kir­let­me­di­niz ki?
Pat!
Mü­na­se­bet­siz bir yağ dam­la­sı ti­ril ti­ril göm­le­ği­ni­ze dü­şü­ver­me­di mi?
Ha­nım o göm­le­ği­ni­zi yi­ne sa­kız gi­bi yap­ma­dı mı?
O sa­kız gi­bi göm­le­ği siz yi­ne bir sof­ra­da mah­vet­me­di­niz mi?
De­mek ki he­pi­miz le­ke­li­yiz.
Ce­ma­at­te bi­at kül­tü­rü ile ye­tiş­miş bi­ri­nin ilk va­ra­ca­ğı yar­gı şu­dur;
Öy­ley­se hiç­bi­ri­miz Mag­de­le­na’yı taş­la­ya­ma­yız.
Yar­gı­ya bak!
Bu yüz­den on­la­ra çi­pil göz­lü, za­val­lı, ça­mur­lu ayak­ka­bı­lı di­ye tek­rar tek­rar söv­se­niz bi­le si­zi gör­mez­den ge­lir­ler.
Ce­mi­yet­te eleş­ti­ri kül­tü­rü ile ye­tiş­miş bi­ri­si­nin yar­gı­sı ise şu­dur;
Öy­ley­se her birimiz bir diğeri­miz­den be­te­riz.
O za­man, bu za­man, şu za­man, geç­miş za­man, ge­le­cek za­man kim­se­nin gö­zü­nün ya­şı­na bak­ma­yız.
He­pi­miz her­ke­si taş­la­ya­bi­li­riz.
İn­saf­sız yar­gı­la­ya­bi­li­riz.
Yok ye­re mah­kum ede­bi­li­riz.
İpe gön­de­re­bi­li­riz.
İpe gön­der­dik di­ye bay­ram ilan ede­bi­li­riz.
Son­ra yi­ne özür di­le­riz.
Hiç­bir şey ol­ma­mış gi­bi yo­lu­mu­za de­vam ede­riz.
Kim ka­rı­şa­bi­lir?
Kim ka­rış­tı­ra­bi­lir der­se­niz on­lar­ca sa­ya­bi­li­rim.
Ama ka­rış­tı­ran­la­ra kim­se ka­rı­şa­maz.
Onu bi­li­rim.
 
SOF­RA
He­pi­miz şu­nu bi­li­riz;
Le­ke­ler ge­nel­lik­le yer­ken olu­şur.
Ne­re­de bir ye­me, ye­dir­me ey­le­mi var­dır, ora­da le­ke prob­le­mi bu­lu­nur.
Biz Be­yaz Türk­ler yi­yip iç­ti­ği­miz yer­le­re ce­mi­yet de­riz.
“Yi­yin efen­di­ler yi­yin” mu­si­ki­si eş­li­ğin­de yer, içe­riz.
Sof­ra­ya ku­ru­lduk mu onun so­su faz­la, bu­nun aro­ma­sı az de­riz.
Eleş­ti­ri kül­tü­rü­müz ora­dan ge­lir, ge­liş­miş­tir, de­rin­dir.
Yer içer­ken de ka­şık, ça­tal, bı­çak kul­la­nı­rız; pe­çe­te ta­ka­rız.
Yi­ne de le­ke bu­la­şır.
Di­ğer­le­ri ce­ma­at ev­le­rin­de yer­ler­de yer­ler.
Ku­ru fa­sul­ye, pi­la­va ta­lim eder­ler.
Hal­ka ku­rar­lar, sof­ra dua­sı ya­par­lar, amin der­ler.
Bi­at kül­tür­le­ri ora­dan ge­lir, ge­liş­me­miş­tir, sığ­dır.
Ka­şık, ça­tal, bı­çak kul­lan­maz­lar; pe­çe­te tak­maz­lar.
Le­ke yi­ne bu­la­şır.
Bu­la­şık olan me­se­le şu ki ce­ma­at­ler ne­zih ce­mi­yet ha­ya­tı­na nü­fuz et­me­ye baş­la­mış­lar­dır.
Ka­ra Türk­ler Be­yaz Türk­ler­den ka­şık, ça­tal, bı­çak is­te­me­ye baş­la­mış­lar­dır.
Ya­ka­la­rı­na pe­çe­te iliş­tir­mek­te­dir­ler.
Yer­den aya­ğa kalk­ma te­ma­yü­lün­de­dir­ler.
Di­kel­mek­te, dik­len­mek­te ve di­kil­mek­te­dir­ler.
Sof­ra­mı­za otur­ma­la­rı an me­se­le­si­dir.
Ora­da da acı su ve tuz­la ye­tin­me­yip Pe­kin Ör­de­ği ile ıs­ta­koz ye­me­ğe cü­ret ede­cek­ler­dir.
 
SON DAM­LA
Dü­ri­ye Yıl­maz’ın eşi­nin Mer­kez Ban­ka­sı’nın ba­şı­na ge­ti­ril­me­si cü­ret­le­ri­nin en ma­ni­dar gös­ter­ge­si­dir.
Bar­da­ğı dol­du­ran dam­la bu­dur.
Ta­şı­ran dam­la han­gi­si­dir?
23 Ni­san’da mil­lî ira­de hak­kın­da mec­lis­te ya­pı­lan vur­gu­dur.
Dü­şü­nün mec­lis ça­tı­sı al­tın­da mil­lî ira­de vur­gu­su ya­pı­lı­yor.
Kim­se­nin gı­kı çık­mı­yor.
Bugün bu­na cü­ret eden, dü­şü­nün ya­rın ne­le­re cü­ret et­mez.
Yok bur­gu­lu ku­le­ler, yok vur­gu­lu söy­lem­ler.
Üç se­ne­dir hü­kü­met üye­le­ri­ne an­la­ta­ma­dı­ğım hu­sus şu­dur:
Siz sa­de­ce hü­kü­met­si­niz.
İda­re ede­cek­si­niz.
Ger­çek bir ida­re­den bah­set­me­di­ği­mi il­la vur­gu­la­mam mı ge­re­kir?
“Dün dün­dür, bugün bugündür” di­ye­bi­lir­si­niz.
“Tür­ban var­dı da ben mi iç­tim” di­ye­bi­lir­si­niz.
“Hay­di kız­lar Ara­bis­tan’a” di­ye­bi­lir­si­niz.
İki fırt çe­ke­bi­lir­si­niz.
Ama yok!
İl­la bir var­lık id­dia­sı!
Bu gi­di­şe ar­tık ye­ter de­me­nin vak­ti gel­miş­tir.
Ta­rih yi­ne biz­den dev gi­bi hiz­met bek­le­mek­te­dir.
Hiz­met alın te­ri ile olur.
Alın te­ri de le­ke ya­par.
“Ar­tık lüt­fen le­ke­siz kal!” çağ­rı­la­rı­na ku­lak ve­re­mem.
Bu, mes­lek ha­ya­tım­da­ki en bü­yük le­ke ola­cak ol­sa da gö­rev­den ka­ça­mam.
Hem iler­de şart­lar tek­rar nor­mal­leş­ti­ğin­de tek­rar özür di­le­rim.
Yi­ne, “he­lal ol­sun ada­ma suç­lu ama in­saf­lı” der­ler.
 
ÖKÜZ AL­TIN­DA BUZ­DA­ĞI
Da­nış­tay’a men­fur bir sal­dı­rı ya­pıl­dı.
Biz­zat ci­na­ye­ti iş­le­yen adam ne di­yor:
“Ben Al­lah’ın as­ke­ri­yim, tür­ban ka­ra­rı­nı pro­tes­to et­mek için vur­dum” di­yor.
Şim­di biz ken­di­si­ne, “Ha­yır kar­de­şim, sen bu ci­na­ye­ti tür­ban için iş­le­me­din” mi di­ye­ce­ğiz?
Tür­ba­nı ya­sak­la­yan la­ik mah­ke­me üye­si, din­ci bir fa­na­tik ta­ra­fın­dan öl­dü­rül­müş­tür.
Me­se­le bu ka­dar ba­sit­tir.
Düz­dür.
Dü­zen de­ğil­dir.
Adam ben yap­tım di­yor.
Şu­nun için yap­tım di­yor.
Üs­tün­den se­bil gi­bi kim­lik kar­tı çı­kı­yor.
Ara­ba­sın­da o me­şum ga­ze­te.
Bir ga­ze­te­yi bom­ba­lar­ken ön­den, ar­ka­dan, yan­dan, alt­tan, üst­ten, pro­fil­den çe­kil­miş ji­let gi­bi on­lar­ca fo­toğ­raf.
Üs­te­lik avu­kat.
Açık­ça iti­raf edi­yor.
“Ben yap­tım, yal­nız yap­tım, tür­ban için yap­tım.”
Ma­lum çev­re ise ar­tık ka­bak ta­dı ve­ren komp­lo te­ori­si­ni yi­ne önü­mü­ze su­nu­yor.
Öküz al­tın­da buz­da­ğı arı­yor­lar.
“Bu ey­lem ki­min işi­ne ya­ra­mış­tır ona ba­kın” di­yor­lar.
Yar­gı­ya bak!
“Tür­ki­ye’yi ger­mek is­te­yen­le­rin…” işi­ne ya­rar­mış­mış.
Fi­lan­mış, feş­me­kan­mış.
Önü­müz­de Cum­hur­baş­kan­lı­ğı se­çim­le­ri var­mış!
Bir g­rup, kim­se on­lar, Cum­hur­baş­ka­nı­nı bu par­la­men­to seç­me­sin is­ti­yor­lar­mış!
Nor­mal tak­vim ve de­mok­ra­tik tea­mül­ler­le bu­nun müm­kün ol­ma­dı­ğı­nı gö­rü­yor­lar­mış!
Böy­le şid­det ey­lem­le­riy­le hü­kü­me­ti er­ken se­çi­me zor­la­ya­cak­lar­mış!
Ar­tan şid­det ey­lem­le­ri­ne rağ­men hü­kü­met di­re­nir­se ara dö­nem ara­yış­la­rı meş­rui­yet bu­la­cak­mış!
“Dev­let za­man za­man ru­ti­nin dı­şı­na çı­kar” sö­zü­nün mu­ci­di ru­tin dı­şı­na çı­kı­la­ca­ğı­nın ko­ku­su­nu al­mış.
Tin tin yol­la­ra düş­müş.
Bu pus­lu ha­va­da ba­na da bir kol­tuk dü­şer di­ye he­ye­can­lan­mak­tay­mış!
Kur­şun re­ji­me de­ğil mil­le­tin ira­de­si­ne sı­kıl­mış­mış!
Ak­la zi­yan on­lar­ca teo­ri.
Ivır zı­vır.
Ci­na­ye­ti biz­zat iş­le­yen adam bun­la­rın te­ki­ni söy­le­di mi?
Yok.
Ey­le­mi ger­çek­leş­ti­re­ne mi ina­na­ca­ğız; ey­lem üs­tü­ne spe­kü­la­tif komp­lo te­ori­le­ri yu­murt­la­yan­la­ra mı?
Üs­te­lik şu da var:
Ha 17 Ma­yıs’ta Da­nış­tay’da re­ji­me kur­şun sık­mış­sın!
Ha 23 Ni­san’da mil­let ira­de­si­nin üs­tün­lü­ğü hak­kın­da nu­tuk çek­miş­sin!
Ne far­kı var?
Dik­ka­ti­ni­zi çe­ke­rim;
Bun­la­rı ya­pan­la­rın iki­si de hu­kuk ada­mı.
 
FOR­MÜL
Giz­li yü­rü­tü­le­cek açık for­mü­lü kö­şem­den ilan edi­yo­rum.
Al bi­ri­ni vur öte­ki­ne.
Şim­di­ye ka­dar ya­pı­lıp işe ya­ra­yan for­mül bu­dur.
Mem­le­ke­tin bi­lim­sel se­vi­ye­si or­ta­da.
Fötr­lü kah­ra­man da or­ta­da.
Ye­ni for­mül­ler ara­ma sev­da­sı bo­şu­na za­man kay­bı­dır.
Ali Kal­kan­cı Fa­di­me Şa­hin’e, Fa­di­me Şa­hin Acz­men­di­le­re, Acz­men­di­ler şu­na bu­na na­sıl vur­dur­tul­duy­sa ay­nı­sı ya­pıl­ma­lı­dır.
Rah­met­li, Bi­rin­ci Kör­fez Sa­va­şı ön­ce­si ko­ku­yu alıp ta­li­mat al­ma­dan na­sıl bo­ru­yu ka­pat­tıy­sa ben­de ay­nı­nı ya­pı­yo­rum.
Ta­li­ma­ta ge­rek yok.
Ben­den bek­le­ne­ni gö­nül­lü ola­rak ser­vis edi­yo­rum.
 
11 EY­LÜL
Si­ze mü­kem­mel bir kav­ram­sal­laş­tır­ma su­nu­yo­rum.
Da­nış­ta­ya ya­pı­lan men­fur sal­dı­rı “Cum­hu­ri­yet’in 11 Ey­lü­lü”dür.
Yo­lu aç­tım.
Şim­di taş gi­bi bir kah­ra­man bek­li­yo­rum.
“Bu sa­vaş­ta ya biz­den­si­niz, ya da on­lar­dan!” di­ye hay­kı­ra­cak.
Ya­lan üs­tü­ne ku­ru­lu sa­va­şı baş­la­ta­cak.
Mil­le­tin üs­tün­den şok ve deh­şet ope­ras­yo­nu ile bul­do­zer gi­bi ge­çe­cek.
“Bu ye­ni bir haç­lı se­fe­ri­dir” di­ye ağ­zın­dan ka­çır­ma­ya­cak.
Mem­le­ket ba­tar­mış, dört bir ta­ra­fı­mız­da sa­vaş var­mış!
Ba­na ne!
Ka­ra Türk­ler tas­fi­ye edil­sin.
Baş­ka bir şey is­te­mem.
Hem man­şe­tim bi­le ha­zır:
Tam gaz An­ka­ra!
 
SON SÖZ
An­ka­ra, An­ka­ra
Bah­tı ka­ra An­ka­ra

Paylaş Tavsiye Et