Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (September 2008) > Asılıyorum > Hasbihal
Asılıyorum
Ge­çen­ler­de üç beş oku­rum der­gi­de be­ni zi­ya­re­te gel­di­ler.
Se­lam sa­bah fa­sıl­la­rın­dan son­ra sa­de­de gel­di­ler.
“Ali Cen­giz Tuğ­rul Be­ye­fen­di, iyi ya­zı­yor­su­nuz hoş ya­zı­yor­su­nuz da, bi­raz boş yaz­mı­yor mu­su­nuz?” de­di­ler.
Lom­bak, Pen­gu­en gi­bi mi­zah der­gi­le­rin­de mi yaz­dı­ğı­nı­zı zan­ne­di­yor­su­nuz?” de­di­ler.
“Yaz­dı­ğı­nız der­gi mem­le­ke­tin en cid­di der­gi­le­rin­den bi­ri­dir, bil­mem ha­be­ri­niz var mı?” de­di­ler.
“Bu ka­dar do­lu bir der­gi­de bu ka­dar boş ya­zı­lar ya­za­bil­me­yi na­sıl be­ce­ri­yor­su­nuz?” de­di­ler.
“‘Oku­ma­yın kar­de­şim be­ğen­mi­yor­sa­nız’, di­ye­bi­lir­si­niz ama ib­ret-i âlem için oku­yo­ruz” de­di­ler.
“Bir adam bu ka­dar mı gay­ri cid­di ola­bi­lir, di­ye deh­şe­te ka­pı­la­rak oku­yo­ruz” de­di­ler.
“Sa­hi­ci­lik­ten bu ka­dar uzak, bu ka­dar ya­pay, bu ka­dar akl-ı se­lim­den uzak ya­zı­lar ya­za­bil­mek için çok mu ka­bi­li­yet­li ol­mak ge­re­ki­yor?” di­ye sor­du­lar.
“Sa­ğa so­la taf­ra at­ma­lar, aba al­tın­dan so­pa gös­ter­me­ler, mil­let­le ak­lı­nız sı­ra in­ce in­ce dal­ga geç­me­ler na­sıl bir ruh hâ­le­ti­nin ürü­nü­dür?” di­ye üs­te­le­di­ler.
“Sos­yo­lo­ji ise sos­yo­lo­ji, psi­ko­lo­ji ise psi­ko­lo­ji, ile­ti­şim ise ile­ti­şim, si­ya­set ise si­ya­set, ti­ca­ret ise ti­ca­ret, ta­sav­vuf ise ta­sav­vuf en iyi ben bi­li­rim, ben ya­za­rım tav­rı ne me­nem bir ta­vır­dır!” di­ye azar­la­dı­lar
“Üs­tü­ne üst­lük çok cid­di bir ya­zar­mış gi­bi dav­ra­na­bil­me­yi na­sıl be­ce­ri­yor­su­nuz?” de­di­ler.
Az kal­dı, ne­re­dey­se şid­de­te baş­vu­ra­cak­lar­dı.
Ney­se ki o ka­dar ile­ri git­me­di­ler.
“Alın, cid­di ya­zar na­sıl olu­nur, oku­yun da ba­ri bi­raz ders alın” di­ye önü­me bir sü­rü ga­ze­te bı­ra­kıp git­ti­ler.
İti­raf ede­yim, ye­rin di­bi­ne gir­dim di­ye­me­ye­ce­ğim.
İş­te sı­ra­dan okur­la aram­da­ki as­la aşı­la­ma­ya­cak fark bu­dur.
So­kak­ta­ki in­san­la pla­za­da­ki in­san ara­sın­da­ki far­kı sos­yo­lo­jik ola­rak bir çır­pı­da izah ede­bi­li­rim.
On­la­rın as­la akıl ede­me­ye­cek­le­ri üç beş iro­niy­le de sa­tır­la­rı­mı süs­le­ye­bi­li­rim.
Mart sa­yı­sın­da­ki ya­zı­mı ta­kip eden­ler ni­çin ye­rin di­bi­ne gir­me­ye­ce­ği­mi he­men bi­le­cek­ler­dir.
İn­sa­nın na­if­li­ği üs­tü­ne za­man za­man ha­ri­ku­lâ­de cüm­le­ler ku­ra­bi­li­yo­rum.
Evet, za­man za­man bu­nu ya­pı­yo­rum.
Ama bu na­if ol­du­ğum an­la­mı­na gel­mez.
Na­if ol­ma­dan da na­if­lik hak­kın­da ya­za­bil­mek.
Uz­ma­nı ol­ma­dı­ğın her ko­nu­da da uz­man­mış­ça­sı­na ka­lem oy­na­ta­bil­mek.
Kö­şe ya­zar­lı­ğı bu de­ğil­se ne­dir?
Baş­ka bir şey­se Ali Cen­giz Tuğ­rul ola­rak ben onu bil­mi­yo­rum.
Bil­di­ği­mi ya­pı­yo­rum.
Bil­di­ği­mi oku­yo­rum.
Bil­di­ği­mi ya­zı­yo­rum.
Ye­rin di­bi­ne gir­me­dim ta­mam, ama ca­nım sı­kıl­ma­dı di­ye­mem.
Asa­bım ne­re­dey­se Mart tez­ke­re­si­ni ka­bul et­me­di­ği­miz za­man­lar­da­ki ka­dar bo­zul­du.
İçim­den mi­za­hi bir şey­ler yaz­mak gel­me­di.
Şu gü­zel ba­har gün­le­rin­de oku­ya­ca­ğı­nız kö­şe­mi say­gın bir ya­za­rı­mı­zın Mart ayın­da­ki cid­di de­ğer­len­dir­me­le­ri­ne ayır­dım.
Böy­le­lik­le si­ni­ri­mi boz­ma­la­rı­na rağ­men, okur­la­rı­mın di­le­ği­ni de ye­ri­ne ge­tir­miş olu­yo­rum.
Bu­nun yük­sek bir ali­ce­nap­lık ör­ne­ği ol­du­ğu­nun da ka­bul edil­me­si­ni is­te­rim.
 
DER­Dİ SIK­MA­BAŞ­LAR
Mer­kez Ban­ka­sı’nın ba­şı­na, eşi tür­ban­lı baş­kan ge­ti­ri­le­mez mi?
El­bet­te ge­ti­ri­lir.
Hat­ta ba­şı tür­ban­lı ka­dın, eşi­nin muh­te­mel “pro­mos­yo­nu” için ba­şı­nı ört­müş ol­sa bi­le, ge­ti­ri­le­bi­lir.
Be­nim bu­na iti­ra­zım yok.
Ben, tür­ban­lı eşin, bü­rok­ra­tik ata­ma­lar­da “Ma­so­nik bir işa­ret” ha­li­ne gel­me­si­ne kar­şı­yım.
Bu­nun­la ne­yi mi kas­te­di­yo­rum?
Ge­çen­ler­de Or­man Gü­nü do­la­yı­sıy­la dü­zen­le­nen bir top­lan­tı­nın fo­toğ­raf­la­rı önü­me gel­di.
Üst dü­zey bü­rok­rat­la­rın eş­le­ri­nin ço­ğu­nun ba­şı “sık­ma­baş” de­di­ği­miz tür­den­di.
İç­le­rin­de bir ka­dın dik­ka­ti­mi çek­ti.
Ba­şı­nı ört­müş­tü; ama saç­la­rı­nın ya­rı­sı açık­ta kal­mış­tı.
Ay­rı­ca, bo­yun na­hi­ye­si­ni de ört­me­miş­ti.
San­ki, “öte­ki­le­re uy­mak için” zo­ra­ki bi­çim­de ör­tün­müş gi­bi bir ha­li var­dı.
İş­te be­nim der­dim bu ka­dın.
Ya­ni ken­di­ni, An­ka­ra’da­ki ye­ni dü­ze­nin “Ma­so­nik işa­ret­le­ri­ne” uy­dur­mak zo­run­da his­se­den in­san.
 
ÇI­KA­RIM - 1
Baş­ba­kan tür­ban ta­kan ka­dın­la­ra “zen­ci” ya­kış­tır­ma­sı yap­ma­yı çok se­vi­yor.
Bir ke­re bu kav­ram baş­tan yan­lış.
Si­yah de­ri­li in­san­lar, ABD’de ço­ğun­luk de­ğil­di.
Tür­ki­ye’de ise ba­şı­nı ör­ten­ler ço­ğun­luk.
Eğer ba­şı ör­tü­lü ka­dın­la­rın “ezil­di­ği­ni” id­di­a edi­yor­sa, ken­di ken­di­ni ya­lan­lı­yor de­mek­tir.
Çün­kü 2002 se­çim­le­rin­den ön­ce hal­kın ön­ce­lik­le­ri ara­sın­da “tür­ban” me­se­le­si­nin bu­lun­ma­dı­ğı­nı söy­le­yen biz­zat ken­di par­ti­si ol­muş­tu.

IRK­ÇI­LIK DE­NİN­CE
Zen­ci­ler de ırk­çı­lık ya­pa­bi­lir.
Ya­ni, bir za­man­lar ezi­len in­san­lar, ba­zı yer­ler­de, sı­ra­nın ken­di­le­ri­ne gel­di­ği­ni dü­şü­nüp, bir­den ezen sta­tü­sü­ne ge­çe­bi­li­yor­lar.
Ör­nek mi is­ti­yor­su­nuz?
Alın Spi­ke Le­e’nin film­le­ri­ni.
Ora­da bas­ba­ya­ğı ırk­çı­lık ya­pan si­yah de­ri­li in­san­lar da an­la­tı­lır.
Gü­ney Af­ri­ka’ya gi­den­ler, Man­de­la’nın ba­zı to­run­la­rı­nın apa­çık be­yaz­la­ra yö­ne­lik ırk­çı dav­ra­nış­lar yap­tı­ğı­nı an­la­tı­yor­lar.
 
EN BÜ­YÜK KOR­KU
İş­te o yüz­den AKP ko­ri­dor­la­rın­da­ki teh­li­ke­li fı­sıl­tı­la­ra dik­ka­ti çek­tim.
Eğer ba­zı in­san­lar, “Şim­di­ye ka­dar hep biz ezil­dik, şim­di biz eze­lim” di­ye dü­şü­nü­yor­sa, bu teh­li­ke­li fı­sıl­tı­yı da­ha teh­li­ke­li ola­nı iz­ler:
“Şim­di­ye ka­dar on­lar ye­di, ar­tık biz yi­ye­lim...”

İDE­O­LO­JİK İD­Dİ­A­NA­ME
BU ya­zı­yı, iç ra­hat­lı­ğıy­la ya­zı­yo­rum. Kim­se çı­kıp, “Ken­di dü­şün­ce­ne ya­kın his­set­ti­ğin için ko­mu­ta­nı ko­ru­yor­sun” di­ye­mez.
Çün­kü “Tür­ki­ye Fi­lis­tin­le­şir” de­di­ği za­man Ka­ra Kuv­vet­le­ri Ko­mu­ta­nı Or­ge­ne­ral Ya­şar Bü­yü­ka­nıt’ı ilk eleş­ti­ren ben ol­muş­tum.
Ama iç ra­hat­lı­ğı­mın asıl ne­de­ni şuy­du:
Ben, Vu­ral Sa­vaş’ın Fa­zi­let Par­ti­si, Nuh Me­te Yük­sel’in Mil­li Gö­rüş için ha­zır­la­dı­ğı id­di­ana­me­le­ri de eleş­tir­miş­tim.
İçin­de “kan içi­ci­ler”, “me­tas­taz ya­pan ha­bis ur gi­bi­ler” tü­rün­den ta­ma­men şah­sî ifa­de­le­re da­ya­nan ve ide­olo­jik göz­lük­le ha­zır­la­nan bir id­di­ana­me­nin meş­ru­iye­ti­nin sor­gu­la­na­bi­le­ce­ği­ni ifa­de et­miş­tim.
O gün, o da­va­lar­la il­gi­li ne dü­şü­nü­yor­sam, bu­gün de Van Sav­cı­sı’nın ha­zır­la­dı­ğı id­di­ana­me ko­nu­sun­da ay­nı dü­şü­nü­yo­rum.
Bu hu­ku­ki de­ğil, ide­olo­jik bir id­di­ana­me­dir.
Hat­ta, Vu­ral Sa­vaş ve Nuh Me­te Yük­sel’in­kin­den bi­le da­ha key­fî, da­ha art ni­yet­li ha­zır­lan­dı­ğı­nı söy­le­ye­bi­li­rim.


HA­FI­ZA KAY­BI
Ge­çen sa­lı gün­kü ya­zım­da, Fa­zi­let Par­ti­si’nin ka­pa­tıl­ma­sı sı­ra­sın­da sav­cı­lık id­di­ana­me­si­ni eleş­tir­miş ol­du­ğu­mu, o ne­den­le bu­gün de Van Sav­cı­sı’nın id­di­ana­me­si­ni ay­nı dü­şün­ce­ler­le eleş­tir­di­ği­mi yaz­mış­tım.
Bir id­di­ana­me­de “kan içi­ci”, “vam­pir” gi­bi süb­jek­tif ben­zet­me­le­rin ola­ma­ya­ca­ğı­nı be­lirt­miş­tim.
Dün­kü Ye­ni Şa­fak’ta Ah­met Ke­keç, “Bun­la­rı ne za­man yaz­mış­sı­nız, gös­te­rin biz de oku­ya­lım” de­miş.
Ben­zer bir so­ru da “Va­kit” Ga­ze­te­si’nde so­rul­muş.
Bun­la­rı yaz­dı­ğı­ma ken­dim ka­dar emin­dim.
Yi­ne de Hür­ri­yet’in ar­şi­vi­ne gi­rip araş­tır­dım.
Mes­lek­taş­la­rı­mız hak­lıy­mış.
Ger­çek­ten de “kan içi­ci” ve “vam­pir” gi­bi ifa­de­le­rin yer al­dı­ğı o id­di­ana­me­le­ri di­rekt ola­rak eleş­ti­ren ya­zı­lar ka­le­me al­ma­mı­şım.
De­mek ki in­san, ha­fı­za­sı­na ne ka­dar gü­ve­nir­se gü­ven­sin, ar­şi­ve bak­ma­lıy­mış.
Bu yan­lı­şı­mı dü­zelt­me im­ka­nı­nı ve­ren ar­ka­daş­la­rı­mı­za da te­şek­kür edi­yo­rum.
 
ME­ZAR BA­ŞIN­DA UL­Vİ DÜ­ŞÜN­CE­LER
Her Mart ayı­nın 7’nci gü­nü be­nim için “Ölü­ler bay­ra­mı­dır.”
Ora­da Çe­tin Bey’in ve Si­nan’ın me­zar­la­rı­nın ba­şın­da in­san­la­rı dü­şü­nü­rüm.
Ap­tal sa­rı­şın­la­rı, gay ya­zar­la­rı, öl­dü­rül­müş ga­ze­te­ci­le­ri, ken­di­mi­zi, her­ke­si.
Ve her in­sa­na bak­tık­ça, Yu­nus’un o müt­hiş sö­zü­nü ha­tır­la­rım.
“Bir ben var­dır ben­de ben­den içe­rü...”
Evet her­ke­sin için­de bir baş­ka “Ben’i” mut­la­ka var­dır.
Ya­şa­say­dı Çe­tin Emeç’le mut­la­ka “Bro­ke­back Mo­un­ta­in” fil­mi­nin son sah­ne­si­ni ko­nu­şur­dum.
Hoş me­za­rı­nın ba­şın­da, tek ba­şı­ma ko­nuş­mak bel­ki de da­ha gü­zel olur­du.
Za­ten onu yap­tım.
Ar­ka­daş mı, eş­cin­sel çift mi, he­te­ro­sek­sü­el mi, yok­sa bi­sek­sü­el mi, yok­sa bun­la­rın hep­si mi ol­du­ğu­nu an­la­ma­dı­ğım bu iki in­sa­nı an­la­tan film ger­çek­ten çok et­ki­le­yi­ciy­di.
 
HA­ZİN BİR ÇİFT SÖZ
Aca­ba asıl teh­li­ke­li vi­rüs, biz­le­re bir şey­le­rin bu­la­şa­ca­ğı kor­ku­su mu?
Bu yüz­yıl­da ha­ya­tı­mı­zı ber­bat eden asıl bu­la­şı­cı mik­rop, mu­hay­yel bir kor­ku mu?
Me­se­la, AIDS...
1990’la­rın ba­şın­dan bu ya­na ne­re­dey­se 15 yıl­dır, ha­ya­tı­mı­zın en sar­sı­cı haz­zı­nı, cin­sel­li­ği­mi­zi öl­dü­ren şey ne­dir?
AIDS vi­rü­sü mü, yok­sa onun ya­rat­tı­ğı bu­laş­ma kor­ku­su mu?
“Hij­ye­nik seks...”
Ne ha­zin bir çift söz.
Ne öl­dü­rü­cü bir ger­çek.
50 yı­lı geç­kin ha­ya­tım bo­yun­ca, haz de­nen duy­gu­ya bu ka­dar öl­dü­rü­cü güç­le sal­dı­ran bir vi­rüs gör­me­dim.

AH­ME­Dİ­NE­CAD GE­Lİ­YOR
Er­do­ğan gi­der­se, Ah­me­di­ne­cad ge­lir mi?
“Bu­ra­sı Tür­ki­ye, öy­le bi­ri gel­mez” di­ye­bi­lir­si­niz.
Ha­di İs­la­mi ver­si­yo­nu de­me­yin de “mil­li­yet­çi”, hat­ta “ırk­çı” ver­si­yo­nu de­yin, böy­le bir al­ter­na­ti­fin çık­ma­sı ih­ti­ma­li­ni de mi ak­lı­nı­za ge­tir­mi­yor­su­nuz?
Çev­re­ni­ze bir ba­kın.
İran’da halk mol­la re­ji­mi­ni de­vi­re­cek di­ye bek­ler­ken, se­çim­le Ah­me­di­ne­cad’ı ik­ti­da­ra ge­tir­di.
Mı­sır’da “Müs­lü­man Kar­deş­ler” yük­se­li­yor.
Fi­lis­tin hal­kı, HA­MAS gi­bi bir te­rör ör­gü­tü­nü hü­kü­me­te ge­tir­di.
Ür­dün’ün du­ru­mu or­ta­da.
Ya­şa­dı­ğı­mız son 5 yıl, Müs­lü­man dün­ya­sı­nın kim­ya­sı­nı de­ğiş­tir­di.
İn­san­lar ar­tık, iyi yö­ne­tim için de­ğil, “bi­ri­le­rin­den” in­ti­kam al­mak için oy kul­la­nı­yor.
Bi­ri­le­ri­ni “ra­hat­sız et­me” duy­gu­su, en kuv­vet­li oy ver­me mo­ti­fi ha­li­ne gel­di.
Öf­ke­le­rin, hınç­la­rın bir­bi­ri­ne ka­rış­tı­ğı bu duy­gu­sal amal­gam, bü­tün Müs­lü­man dün­ya­nın ruh den­ge­si­ni sar­sı­yor.
Hiç şüp­he­niz ol­ma­sın, Ba­tı’nın­ki­ni de sar­sa­cak.


NE HA­BER CON
Ame­ri­ka Bir­le­şik Dev­let­le­ri’nde, Irak sa­va­şı­nı des­tek­le­yen 5 “Ne­o con” Irak sa­va­şı­nın yan­lış ol­du­ğu­nu iti­raf et­miş.
“Va­tan” Ga­ze­te­si dün­kü sa­yı­sın­da “Aca­ba bi­zim ne­o con’lar da de­ğiş­ti mi” di­ye so­ru­yor­du.
Tür­ki­ye’de “Ne­o con” di­ye ad­lan­dı­rı­la­bi­le­cek bir ya­zar ve­ya si­ya­set­çi var mı bil­mi­yo­rum.
Ama bu söz­cük­le, 1 Mart Tez­ke­re­si’nin ka­bul edil­me­si­ni sa­vu­nan­lar kas­te­di­li­yor­sa, ben de on­lar­dan bi­ri­yim.
Öy­ley­se be­nim de bu so­ru­ya ce­vap ver­mem la­zım.
Ha­yır be­nim gö­rü­şüm de­ğiş­me­di.
Bu bi­zim ma­ni ola­ma­ya­ca­ğı­mız bir sa­vaş­tı ve bu­gün hâ­lâ Tür­ki­ye’nin 1 Mart Tez­ke­re­si’ni red­det­me­si­nin, ta­ri­hi bir yan­lış ol­du­ğu­nu dü­şü­nü­yo­rum.
O gün ba­zı­la­rı­nı çok se­vin­di­ren bu “Ha­yır” ce­va­bı­nın be­de­li­ni ağır öde­di­ği­mi­zi dü­şü­nü­yo­rum.
Hat­ta iler­ide da­ha da ağır öde­ye­ce­ği­mi­ze emi­nim.
Ama bu dü­şün­ce­min ke­sin doğ­ru ol­du­ğu­nu da id­di­a et­mi­yo­rum.
1 Mart Tez­ke­re­si’nin ka­bul edil­di­ği gün­den iti­ba­ren hep şu te­zi sa­vun­dum.
“Tür­ki­ye bu ka­ra­rı ile ar­tık Or­ta­do­ğu’da ak­tif bir ak­tör ol­mak­tan vaz­geç­ti­ği­ni bü­tün dün­ya­ya ilan et­miş­tir.”

ÇI­KA­RIM-2
Do­la­yı­sıy­la ar­tık yü­zü­nü Ba­tı’ya çe­vi­rip, Or­ta­do­ğu’nun bu­la­şı­cı coğ­raf­ya­sın­dan eli­ni ete­ği­ni çek­me­si ge­re­kir.
Bu ka­rar bi­zim açı­mız­dan, Or­ta­do­ğu’da “izo­las­yo­nist” bir si­ya­se­tin baş­lan­gı­cı ol­ma­lı­dır.
HA­MAS zi­ya­re­ti­ne de bu ne­den­le kar­şı­yım.
Ku­zey Irak’ta olup bi­ten­le­re “ak­tif mü­da­ha­le­yi” de­ğil, “pa­sif iz­le­me­yi” bu ne­den­le sa­vu­nu­yo­rum.
Oy­sa, 1 Mart’ta “Ha­yır”ısa­vu­nan­lar tam ter­si­nin ya­pıl­ma­sı­nı is­ti­yor­lar.
Ben de di­yo­rum ki, “Ol­maz. Sa­kın bu­nu yap­ma­yın.”
Ben, ya­zı­la­rın­da aşı­rı “id­dia­lı” bir in­san de­ği­lim.
Ta­ri­he not düş­mek gi­bi “me­ga­lo­man­yak” id­di­ala­rım yok.
Sa­de­ce ve sa­de­ce bir Türk ola­rak, olay­lar hak­kın­da­ki dü­şün­ce­le­ri­mi ya­zı­yo­rum.
Ama şu­na da ina­nı­yo­rum.
Ya­şa­dı­ğı­mız şu coğ­raf­ya­da, duy­gu­la­rı­nı açık­la­yan bir va­tan­da­şın de­ğer­len­dir­me ka­bi­li­ye­ti, bü­yük ve id­dia­lı teo­ris­yen­le­rin­kin­den da­ha az kıy­met­li de­ğil­dir.
Ne­ti­ce­de her iki­si­ni de ta­rih de­ğer­len­di­re­cek.
 
Şu sa­tır­la­rı oku­yun­ca cid­di yaz­ma­dı­ğım için be­ni eleş­ti­ren okur­la­rın hak­lı ola­bi­le­ce­ği­ni dü­şün­düm.
Sa­yın ya­za­rın ha­fı­za kay­bı­na iliş­kin uya­rı­la­rı için Ye­ni Şa­fak ve Va­kit ya­zar­la­rı­na te­şek­kür et­me­si ise be­ni fev­ka­la­de duy­gu­lan­dır­dı.
Ben de bu ko­la­jı yap­ma im­ka­nı­nı bah­şet­tik­le­ri için okur­la­rı­ma te­şek­kür edi­yo­rum.
Sa­yın ya­zar ka­dar cid­di ya­za­ma­dı­ğı­mı her za­man söy­lü­yo­rum.
Ama her iki­mi­zi de ta­ri­hin de­ğer­len­di­re­cek ol­ma­sın­dan ümit­va­rım.
 
SON SÖZ
Cid­di­yet hür­ri­yet­tir.

Paylaş Tavsiye Et