Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (April 2005) > Türkiye Ekonomi > Kur-enflasyon ilişkisinde yeni bir dönem mi?
Türkiye Ekonomi
Kur-enflasyon ilişkisinde yeni bir dönem mi?
Adnan Büyükdeniz
DÖVİZ kurlarında bu yılın Nisan ve Mayıs aylarında gözlenen kayda değer artışa ve petrol fiyatlarındaki yükselişe rağmen aynı aylarda enflasyon hızında gözlenen yavaşlamayı nasıl izah edebiliriz? Diğer bir deyişle, Türk ekonomisinde döviz kuru ve enflasyon arasında geçmişte var olan ve birbirini besleyen güçlü ilişkinin artık ortadan kalktığını öne sürebilir miyiz?
1 dolar + 0,77 eurodan oluşan “döviz sepeti” Türk Lirası’na karşı Nisan ayında %6,72; Mayıs ayında da %5,75 değer kazandı. Buna karşın Mart ayında % 0,89 artan tüketici fiyatları Nisan ayında % 0,59; Mayıs ayında da % 0,38 artış gösterdi. Maliyet enflasyonunun yaklaşık bir göstergesi olarak kullanabileceğimiz toptan eşya fiyatları da Mart ayında % 2,10; Nisan ayında % 2,65 artış gösterirken, Mayıs ayında binde 3 oranında geriledi.
Türk ekonomisinin karşılaştığı bu “yeni olgu”yu açıklamak için öne sürülen en yaygın tezlerden birisi, 2001 yılı başlarından bu yana uygulanan esnek (dalgalı) kur rejimi sonucu, döviz kuru ile fiyatlar arasında daha önceden var olan güçlü ilişkinin artık koptuğu şeklinde. Önce bu tezi irdeleyelim.
Sabit kur ya da enflasyona kısmen ya da tamamen endeksli kur rejimlerinde döviz kuru ile fiyatlar arasında genelde güçlü bir ilişki olduğu bilinen bir gerçek. Bu güçlü ilişki kısmen, fiyatların belirlenmesinde temel unsurlardan birisi olan döviz kurunun sabit kur rejimi altında “tahmin edilebilir” bir değişken olmasından kaynaklanmaktadır.
Esnek kur sistemine geçişle birlikte döviz kurundaki bu “tahmin edilebilirlik” büyük ölçüde ortadan kalkmaktadır. Bunun sonucunda ekonomik birimlerin fiyatlama davranışlarını değiştirdikleri ve döviz kuru ve fiyatlar arasındaki ilişkinin tümüyle kopmasa bile büyük ölçüde zayıfladığı düşünülmektedir.
2001 yılı öncesine ilişkin ampirik çalışmalar, Türkiye’de sabit ya da öngörülebilir kur rejimleri altında döviz kuru ve fiyatlar arasında güçlü bir ilişki olduğunu ve bu ilişkinin “fasit bir daire” (kısır döngü) oluşturduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
2001 yılı sonrası döneme ilişkin çalışmalar ise, esnek kur rejimi ile birlikte döviz kuru ve fiyatlar arasındaki ilişkinin bir miktar zayıfladığına, ancak döviz kurunun fiyatları belirlemede hâlâ önemli bir faktör olduğuna işaret etmektedir.
Burada bir diğer önemli husus, döviz kurlarında ciddi boyuttaki dalgalanmaların (oynaklığın) belirsizliği artırmak yoluyla fiyat artışlarını hızlandırmasıdır. Döviz kurlarındaki oynaklığın boyutu (dalga boyu) arttıkça, kurların gelecekteki seyrine ilişkin belirsizlik de artmakta, bu da enflasyonist beklentileri hızlandırarak fiyatların olması gerekenden daha hızlı artmasına sebep olabilmektedir.
Türkiye’de geçmiş dönemde “atalet” (inflation inertia) faktörü enflasyonun oluşumunda önemli bir etkendi. Diğer bir deyişle; ekonomik birimler geleceğe ilişkin enflasyon beklentilerini önemli ölçüde geçmiş enflasyona dayandırıyordu. Son iki-üç yıllık dönemde enflasyon beklentileri olumluya dönmekle birlikte, ekonomik birimlerin enflasyonla ilgili beklentilerini tümüyle “ileri dönük” biçimde oluşturduklarını söylemek için henüz erken. “Atalet” faktörü (geriye dönük bakış açısı) kısmen de olsa devam etmekte olup, enflasyon hızında şu veya bu sebeple ortaya çıkacak geçici sıçramalar enflasyondaki düşüş trendini olumsuz yönde etkileyebilecektir.
Ayrıca kamu fiyatlama politikalarının enflasyon sürecinin oluşumunda hâlâ bir etken olduğunu unutmamak gerekir.
Tüm bu faktörler göz önünde tutulduğunda, Türk ekonomisi gibi önemli ölçüde ithalata dayanan, son birkaç yıldaki yavaşlamaya rağmen hâlâ “dolarizasyon”un etkisini sürdürdüğü ve döviz kurlarında oynaklığın devam ettiği bir ekonomide döviz kurları ile fiyatlar arasında ilişkinin çok zayıfladığı ya da koptuğunu iddia etmek henüz oldukça zor.
Öyle ise; Nisan ve Mayıs aylarında ortaya çıkan durum başka nasıl izah edilebilir?
Öncelikle toptan eşya fiyat endeksi ve tüketici fiyat endeksi gibi geleneksel fiyat endekslerinin, mevsimsel etkileri, arızî şoklardan kaynaklanan etkileri ve enflasyon trendini bünyesinde barındıran istatistikler olduğunu belirtmek gerekir.
Uygulanmakta olan para politikasının enflasyon üzerindeki etkilerini daha yakından takip edebilmek ve enflasyonun gelecekte izleyeceği muhtemel trendi daha doğru tahmin etmek için fiyat hareketlerini bu tür faktörlerden arındırmak gerekir. Enflasyon oranı düşük seviyelere indikçe, bu faktörlerin “saptırıcı” etkisi nispî olarak arttığı için, bu tür bir arındırma daha da önemli hale gelmektedir.
“Çekirdek enflasyon” (core inflation) olarak adlandırdığımız enflasyon ölçütü, bu tür etkileri arındırmaya yöneliktir. Türkiye’de “çekirdek enflasyon”un yaklaşık bir ölçütü olarak kabul edebileceğimiz “özel sektör imalat sanayi fiyat endeksi”ndeki gelişmelere baktığımızda, bu endeksin Şubat ayında %0,1 artarken, Mart ayında %0,7, Nisan ayında %1,5, Mayıs ayında ise %1,8 artış gösterdiği gözlenmektedir. Diğer bir deyişle; “çekirdek enflasyon” Nisan ve Mayıs aylarında döviz kurlarındaki artışa paralel bir gelişme takip etmiştir.
Ayrıca, enflasyonun seyri ile ilgili olarak değerlendirme yaparken “talep faktörü”nü göz ardı etmek son derece yanıltıcı bir yaklaşımdır.
Döviz kuru ve girdi fiyatlarındaki artış maliyetleri artırmakta, ancak bu artışlar halen zayıf iç talep sorunları yaşayan Türk ekonomisinde nihai fiyatlara yansıyamamaktadır. İç talepteki canlanma ile birlikte, bu maliyet artışlarının kısmen de olsa nihai fiyatlara yansıması kaçınılmaz olacaktır.
Özetle; aylık fiyat artışlarının önümüzdeki birkaç ayda mevsimsel sebeplerle (ben buna meyve-sebze ucuzluğunun yol açtığı “vejeteryan sebepler” diyorum) düşük seyretse bile, daha sonraki aylarda yükseleceğini ve yılsonu enflasyon hızının bugünkü tek haneli düzeylerin üzerinde gerçekleşeceğini tahmin edebiliriz.

 

 


Paylaş Tavsiye Et
Türkiye Ekonomi
DİĞER YAZILAR