Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Dünya Siyaset
Nabucco ve Türkiye’nin “yeni” ekonomi politiği
Sadık Ünay
TÜRKİYE’NİN son beş yıldır ince bir dantel işler gibi ilmek ilmek örülen çok boyutlu dış politika çizgisi, nihayet jeostratejik ittifaklar ve çatışma çözümlerinden kalıcı jeoekonomik birlikteliklere yelken açma aşamasına geçti. Yıllarca süren tartışma ve anlaşmazlıklardan sonra uluslararası otoriteleri dahi şaşırtacak bir hızla tamamlanan Nabucco Doğalgaz Boru Hattı Anlaşması bu anlamda gerçek bir milat olarak kabul edilmeli. Ortadoğu ve Hazar doğalgazını ekseriyeti Türkiye üzerinden geçen uzun bir hatla Avrupa’nın kalbine ulaştırmak gibi oldukça iddialı ancak aynı derecede hayati bir hedefe kilitlenen Nabucco, Türkiye’nin artık komşularıyla “sıfır problem” politikasının bir sonraki evresi olan “maksimum işbirliği” sürecine girdiğini belgeleyen en kritik gelişmelerden biri. Yakın komşularla gerçekleştirilen Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) projesinden sonra Balkanlar ve Avrupa ile enerji güvenliği ve bunların tetikleyeceği kalıcı karşılıklı bağımlılık ilişkileri üzerinden istikrarlı bir yakınlaşma ve kader birliği oluşturma girişiminin de ikinci adımı. Bölgesinde oyun kurucu bir “merkez ülke” olarak yıllardır ayağında pranga olmuş pek çok problemi hızla çözen Türkiye’nin gerek bölgesel gerekse küresel güçler nezdindeki yeni stratejik/ekonomi politik önemi bu tür projeler sayesinde ete-kemiğe bürünüyor.
2002’den bu yana Avusturya (OMV), Macaristan (MOL), Romanya (Transgaz), Bulgaristan (Bulgargaz), Almanya (RWE) ve Türkiye (BOTAŞ) enerji şirketlerini kapsayan geniş bir konsorsiyum tarafından olgunlaştırılan, 3.300 kilometre uzunluğunda boru hattıyla 7,9 milyar avro maliyetindeki devasa Nabucco projesi uluslararası siyaset açısından önemli mesajlar veriyor. Hiç şüphe yok ki, Putin döneminde enerji arzını dış politika ve jeostrateji hesaplarında etkin bir manivela olarak kullanma eğilimi gösteren Rusya’nın özellikle son iki yıldır Avrupa’nın enerji güvenliğini tehdit eden ciddi sevkiyat sınırlamaları, Rusya dışındaki enerji kaynak ve transit hatlarından çeşitlilik sağlama amacına yönelik Nabucco tarzı projelerin aciliyetini arttırdı. ABD’de Avrasya enerji politikalarının önemli bir unsuru olarak görülen bu önemli projeyi alternatif “Mavi Akım” projesine karşı sahiplenen Bush yönetiminin ısrarlı takibinden sonra Obama yönetiminin de AB ile birlikte bu stratejik projeyi desteklemesi, bölgedeki yeni güç dengelerinin oluşumunda enerji ekonomi politiğinin oynayacağı rolü açık seçik ortaya koyuyor.
Küresel çapta Çin ve Hindistan’ın başını çektiği yükselen ekonomilerin tetiklediği artan enerji ihtiyacı, başat enerji kaynakları ve iletim hatları arasındaki rekabeti iyice kızıştırıyor ve bu bağlamda jeoekonomik pozisyonlarını doğru kullanabilen ülkelerin uluslararası siyasetteki ağırlıklarını arttırabilmeleri adına önemli fırsatlar sunuyor. Enerji iletim hatları sadece petrol ya da doğalgaz gibi kaynakların değil, güvenlik, güç, nüfuz ve karşılıklı bağımlılık ilişkilerinin de aktığı ve sofistike dış politika tercihlerinin yansıtıldığı doğal mecralar haline dönüşüyor. Ağırlıklı olarak Hazar doğalgazının Avrupa pazarlarına ulaştırılması için biri Rusya’yı devre dışı bırakarak Türkiye ve Balkanlar üzerinden, diğeri ise Rusya-Karadeniz hattıyla Avrupa’ya ulaşmayı hedefleyen Nabucco ve Mavi Akım projeleri arasındaki rekabet de bu yakıcı gerçeğe işaret ediyor. ABD, AB ve Rusya arasındaki bu rekabette tek bir tarafa angaje olma lüksü bulunmayan Türkiye ise çoğunluğu toprakları üzerinden geçerek önemli vergi geliri ve enerji arz güvenliği sağlayacak Nabucco’da aktif biçimde rol alırken, ilerideki işbirliği imkanları için Rusya’ya da sırtını dönmeyerek son derece makul ve rasyonel bir tavır takınıyor.
Türkiye’nin “yeni ekonomi politiği”nin en önemli sonucu, Türk dış politikası ile dış ekonomik ilişkilerinin tedricen bir stratejik bütünlük resmi arz edecek şekilde örtüşmesi herhalde. Son yıllarda komşularla sıfır problem, ritmik diplomasi, uluslararası platformlarda inisiyatif alımı, bölgesel ve küresel çatışma çözümlerine proaktif katılım gibi prensipler üzerinden yeniden tanımlanan Türk dış politikasının siyasi/diplomatik boyuttaki açılımlarının kalıcı nitelik kazanabilmeleri için sürdürülebilir ekonomi politik gelişmelerle perçinlenmeleri kaçınılmazdı ve şimdi bu da gerçekleşiyor. Stratejik Derinlik kitabının yazarı Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun “kapsamlı stratejik perspektif” olarak tanımladığı kapsayıcı bakış, tam da bu şekilde dış politika, jeostrateji, ekonomi politik, ikili ve çok taraflı ilişkiler ve tabii/insani kaynakların küresel ve bölgesel gereklilikler ışığında bütüncül biçimde harmanlandığı bir yaklaşımı gerekli kılıyor.
BTC ve Nabucco projelerinin enerji alanında ortaya koyduğu “oyun kurucu” nitelik, Türkiye ekonomisinin özellikle endüstriyel tasarım, araştırma-geliştirme ve katma değeri yüksek teknolojiler konusunda bölgesel bir çekim merkezi olmasını zorunlu kılıyor. Bu bağlamda gerek kamu gerekse özel aktörlerin uzun dönemli girişim stratejilerinin hem ulusal kalkınma gereksinimleri hem de Türkiye’nin bölgesel ve küresel vizyonu çerçevesinde makul ölçülerde koordine edilip bölgesel üretim ağları, araştırma-geliştirme işbirlikleri, teknolojik rekabet ve dönüşüm girişimleriyle desteklenmeleri şart. Küresel ekonomi politiğin “yüksek siyaset” gündeminin başköşesine oturduğu günümüzde gerek kritik enerji projeleri gerekse nanoteknoloji, biyoteknoloji, genetik, iletişim-bilişim gibi yeni nesil teknolojilerde yapılacak atılımlarla küresel rekabet avantajını kademeli olarak yükseltecek yönetişim mekanizmaları oluşturmak, dış politika-kalkınma-ekonomi yönetimi ekseninde başat unsurlar olarak ortaya çıkıyor.
Türkiye’nin “kapsamlı stratejik perspektif”i tam anlamıyla hayata geçirebilmesi için başta BM olmak üzere uluslararası ve bölgesel siyasi kuruluşlar nezdinde yakaladığı etkinliği IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü ve BM’nin ekonomik kolları gibi uluslararası ekonomik kuruluşlar nezdinde de arttırması gerekiyor. Örneğin Türkiye-IMF ilişkilerinin stand-by görüşmelerine ya da kredi anlaşmaları gibi çevresel ilişki biçimlerine indirgenmemesi, aksine Türkiye’nin IMF’nin küresel misyonu ya da dünya ticaret rejiminin karakteri gibi makro konularda seslendirdiği güçlü argümanları olması gerekli. Çin, Hindistan ve Brezilya’nın küresel yönetişim mimarisinin yeniden yapılandırılması yönündeki sistemli çalışmaları, bir “merkez ülke” olma iddiasındaki Türkiye’nin de küresel ekonomi yönetiminde gündem oluşturan, finansal regülasyon-kalkınma-çevre gibi sorun alanlarına dair çözüm önerileri üretip lobi yapan, özel sektörü ile bütünleşik proje takip (advocacy), araştırma-geliştirme ve entelektüel mülkiyet stratejileri geliştiren bir rekabet devletine dönüşmesi gereğine işaret ediyor. BTC ve Nabucco ile enerji alanında atılan adımlar önemli bir başlangıç, dileyelim devamı da tez zamanda gelsin.

Paylaş Tavsiye Et