Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Kapak
Nerede o eski mitingler!
M. Mücahit Küçükyılmaz
29 MART 2009 yerel seçimleri kalem, ekran ve meydan kavgaları, liderlerin mahkemeye intikal eden hakaret davalarıyla, acısıyla tatlısıyla geride kaldı. Seçim “yerel” olmasına rağmen, ekranlar ve meydanlardaki tartışmalar ulusal, hatta bazen uluslararası gündeme ilişkindi. Propaganda sürecinin başlangıcında meydanların yıldız konusu olan Davos, uluslararası bir gündem maddesinin bile ne denli iç siyasette belirleyici olabileceğini gösterdi.
Türkiye’de siyasal partilerin kullandığı doğrudan iletişim yöntemlerinin başında gelen meydan mitingleri, çok partili siyasal yaşamın tarihiyle yaşıttır. Zaten “parti üyelerinin devlet görevlerine getirildikleri, örneğin, bir vilayetteki parti başkanının kendi vilayetine vali olarak atandığı” tek partili dönemde halk oyunun etki gücü sembolik düzeydeydi. Dolayısıyla yöneticileri, toplumla sıkı bağlar kurmayı gerektirecek bir doğrudan iletişim yöntemini kullanmaya zorlayacak gerçek bir demokratik yaptırım imkanı da yoktu. Halka hitap ancak zorunlu olarak resmî bayram ya da açılış merasimleri nedeniyle mümkün olmaktaydı. Ya da bir “dış güce” milli mesaj verilmek istendiğinde.
İşte Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın siyaset dışına itilmesiyle tek parti haline gelen Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF) da, benzer bir güç gösterisini 1930 yılının 30 Ağustos günü Sivas meydanında yaptı. Zira Serbest Cumhuriyet Fırkası (SCF) kurulmuş ve “belediye intihabatına iştirak edeceği”ni açıklamıştı. Her ne kadar kuruluşunun Atatürk ve Fethi Bey arasında muvazaalı olduğu bilinse de, SCF’nin varlığı CHF’yi pek ürkütmüş; “müfrit” kanadın Recep Peker gibi önde gelenleri, işi, Fethi Bey’i hain ilan etmeye kadar vardırmıştı. Ancak ortamın bütün gerginliğine rağmen, İsmet Paşa ve Fethi Bey’in gerçekleştirdiği meydan toplantıları, bugünkü siyasetçi torunlarına örnek olacak bir üslup ve nezaket düzeyinde seyretti.
 
İsmet Paşa Sivas’ta, Fethi Bey İzmir’de Meydana İniyor
İsmet Paşa’nın hem bayram (Zafer Bayramı) hem de tören (Ankara-Sivas demiryolunun açılışı) münasebetiyle Sivas’ta yaptığı konuşma, Türkiye Cumhuriyeti siyasal tarihinde, bir iktidar partisi liderinin muhalefet partisini muhatap alarak düzenlediği ilk meydan mitingiydi. O güne kadar muhalefetsiz olmanın verdiği rahatlıkla, herhangi bir açık ideolojik referansa dayanma ihtiyacı duymayan CHF hükümeti, öteden beri tutarlı bir liberal olarak bilinen Fethi Bey’in Ağustos ayı içinde basına verdiği beyanatlarla muhalefetini gösterdiği konularda, ta ki İsmet Paşa’nın Sivas nutkuna kadar, derli toplu bir tepki ortaya koymamıştı. Başvekil İsmet Paşa’nın Sivas konuşması, hem SCF cephesinden gelen ve ağırlıklı olarak ekonomik konularda yoğunlaşan eleştirilere toplu bir cevap özelliği taşıyor, hem de CHF’nin o güne kadar yürüttüğü ekonomi politikalarının ideolojik karakteri hakkında ilk kez açık bir tanımlamanın (devletçilik) zikredilmesi bakımından bir dönüm noktası oluyordu. Her iki liderin yakın çevresinde bulunan Ahmet Ağaoğlu bu konudaki şaşkınlığını “İsmet Paşa’nın Samsun’da (doğrusu Sivas olacak) irad ettiği nutuktan evvel, benim de o zamana kadar mensup olduğum CHF’nin devletçi olduğunu ne ben ve ne de kimse bilmiyordu. Bu nutuktan sonradır ki, fırka devletçi oldu.” sözleriyle belirtir ve ekler: “Fakat nutuk, yeni fırkanın (SCF’nin) tesisinden sonra söylendi.”
Ardından 4 Eylül’de İzmir’e giden Fethi Bey, elverişsiz koşullar altında da olsa, bir gövde gösterisi yaparak 7 Eylül günü, Cumhuriyet gazetesinin ifadesiyle, “Alsancak sitadyomunda 50 bin kişilik müthiş bir kalabalığa hitap etti” ve beklendiği gibi, İsmet Paşa’nın Sivas nutkuna cevap verdi. Her iki miting de eleştiri-cevap özelliği taşımasından dolayı hemen hemen aynı temalar etrafında dönerken, liderler, özellikle o günlerde ağır sonuçlarını ülkede iyice hissettiren 1929 Ekonomik Buhranı’nın da etkisiyle, ekonomik ve mali konularda yoğunlaştılar. İsmet Paşa, “yedi seneden beri ıstırap çektiği” ve “gayri kabili tehir millî vahdet, millî mevcudiyet, millî istiklâl meselesi” olarak gördüğü demiryolu hattının açılışı için, Ankara’dan, hattın öbür ucundaki Sivas gibi Anadolu’nun nabzını tutan bir kente gidip nutkunu söylerken, Fethi Bey ise, Başvekil’e cevap vermek amacıyla, Türkiye’nin pazar ekonomisine en açık bölgesi olan ve buhrandan da en çok etkilenen Ege’yi seçti. O günlerde İstanbul’dan sonra ülkenin ikinci büyük kenti olan İzmir, aynı zamanda burjuvazisini oluşturmak konusunda en fazla mesafe alan, limanı ile Anadolu’nun Avrupa’ya ve denizaşırı ülkelere açılan ticaret kapısı konumunda bulunan ve mübadelenin olumsuz etkilerini 1923’ten beri üzerinde taşıyan bir yerdi.
İsmet Paşa’nın Sivas’ta, Fethi Bey’in ise İzmir’de yaptığı konuşmalarda, birkaç istisna dışında, ortak konular dile getirildi ve Fethi Bey’in nutkunun büyük kısmını Başvekil’e verilen cevaplar teşkil etti. Ancak İsmet Paşa’nın konuşması hem daha detaylı ve teknik bilgiler içeriyor hem de Fethi Bey’inkinden biraz daha uzun sürüyordu. Bunda Paşa’nın, beş yıldan fazladır Paris’te sefir olarak bulunan rakibine göre, ülkeyi daha yakından tanıması, siyasi tecrübeye sahip olması, sıcak politika ortamında ve doğrudan verilere ulaşabileceği iktidar mevkiinde bulunması gibi etkenler rol oynamaktaydı.
 
Popülizm Olmazsa Olmaz
Her iki lider de zaman zaman “halkı kazanmak” adına popülizme varan bir üslup kullandı; ancak İsmet Paşa’nın bu konuda daha “başarılı” olduğu söylenebilir. Örneğin Paşa’ya göre “şimendifer politikası millî devlete, bugün mü, yarın mı mülâhazasına tahammülü olmayan, ilk, gayri kabili tehir millî vahdet, millî mevcudiyet, millî istiklâl meselesi olarak teveccüh etmişti.” Dolayısıyla ona sadece ekonomik bir konu olarak bakıp demiryolunun vatan savunmasında oynayacağı stratejik önemi ihmal etmemek gerekiyordu. “Eğer Ankara-Erzurum hattı olsaydı Avrupa Sakarya harbine girmezdi”, “Sivas hattı, müdafaanın düşmanı olan mesafeye karşı kazanılmış İnönüdür!” ve “İzmir’in muhafazası Sivaslının 24 saatte İzmir’e yetişmesiyle tahakkuk eder” cümleleri de Paşa’nın popülist meydan performansı hakkında fikir veriyor.
Buna karşılık Fethi Bey, demiryolunun askerî-stratejik, milli olmaktan çok iktisadî bir konu olduğunu nahif üslubu ve kısılan sesiyle söylemeye çalışıyordu. Paşa ise hele ki liberalizm-devletçilik tartışmasına değinirken pek bir cevvaldi. “Liberalizm nazariyatı bütün bu memleketin güç anlayacağı bir şeydir” ifadesiyle, liberal Fethi Bey’e yüklenerek kitle ile onu ayrıştırmayı denedi. Ardından “Devlet denilen şeyin ne ile idare olunduğunu köy ihtiyarları hiç olmazsa bizim kadar bilirler” diyen Başvekil, “Bu memleketin her köyünde bir başvekil oturduğunu hesap ederek söz söylemeliyiz” uyarısıyla hem demiryolu inşaatında “bilfiil” çalıştırılan köylülerin gönlünü okşuyor, hem de kendisini eleştiren SCF mensuplarına söz söylerken dikkatli olmaları imasında bulunuyordu...
29 Mart öncesinin meydanlarıyla üslup ve nezaket bakımından kıyaslanmaz elbet; fakat İsmet Paşa’nın o gün “Müskirat inhisarı” (içki tekeli) eleştirisine cevap olarak söylediklerini bugün Başbakan Erdoğan dillendirseydi, herhalde Doğan Medya tarafından manşetten sallandırılırdı. Özellikle Amiral Gemisi’nin dümenindeki Ertuğrul Kaptan şu sözlere kafayı pek takardı:
“Eğer içki çok pahalı geliyorsa içmeyiniz. Sıhhatinizden kazanırız, varidattan kaybettiğimize yanmayız!”

Paylaş Tavsiye Et